• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://tr-tr.facebook.com/pages/Yunt%C3%BCrk-Yunanistan-T%C3%BCrkleri-K%C3%BClt%C3%BCr-ve-Dayan%C4%B1%C5%9Fma-Derne%C4%9Fi/437619229599053
  • https://twitter.com/yun_turk
YUNTÜRK LOGO
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.82125.8446
Euro6.54736.5735
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 13° 8°
Takvim
Batı Trakya ile ilgili YÖK Tez ve Makaleler
TBMM Batı Trakya Oturumu
Yunanistan Vize Ofisi
Ziyaret İstatistiği
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam205
Toplam Ziyaret5154525
Üyelik Girişi
                        
YUNANİSTAN TÜRKLERİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ 

09 Ocak 2007

Türkiye Büyük Millet Meclisi 
Genel Kurul Tutanağı 
22. Dönem 5. Yasama Yılı 
47. Birleşim 09 Ocak 2007 Salı

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47'nci Birleşimi'nin İkinci Oturumu'nu açıyorum.

Gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz.

Alınan karar gereğince, bu kısmın 298'inci sırasında yer alan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, Batı Trakya Türk azınlığının içinde bulunduğu durum konusunda; 313'üncü sırasında yer alan, İstanbul Milletvekili İnci Özdemir ve 32 milletvekilinin, Batı Trakya'daki Türk azınlığın sorunları ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Heyetinin bölgedeki temas ve incelemeleri konusunda Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük'ün 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergelerinin birlikte yapılacak ön görüşmesine başlıyoruz.

VI. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE

MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖN GÖRÜŞMELER

1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, Batı Trakya Türk azınlığının içinde bulunduğu durum konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/28)

2.- İstanbul Milletvekili İnci Özdemir ve 32 milletvekilinin, Batı Trakya'daki Türk azınlığın sorunları ile AB Uyum Komisyonu Heyetinin bölgedeki temas ve incelemeleri konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/33)

BAŞKAN - Hükûmet? Burada.

Genel görüşme önergeleri, sırasıyla, Genel Kurulun 9/5/2006 tarihli 99'uncu, 30/6/2006 tarihli 123'üncü birleşimlerinde okunduklarından tekrar okutmuyorum.

İç Tüzük'ümüze göre genel görüşme açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri, Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır.

Hatiplerin konuşma sürelerine itina göstermelerini istirham ediyorum.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

42

 

 

 

 

 

 

 

İlk söz, Hükûmet adına, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdullah Gül; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Haluk Koç; Anavatan Partisi Grubu adına, Bitlis Milletvekili Edip Safder Gaydalı; önerge sahipleri adına, Onur Öymen, İstanbul Milletvekili.

Şu anda Başkanlığımıza intikal edilen konuşma talepleri bunlardır.

İlk söz, Hükûmet adına, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdullah Gül…

Sayın Bakanım, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Bakanım, süreniz yirmi dakika.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Batı Trakya Türkleriyle ilgili genel görüşme için söz almış bulunuyorum. Hükûmetimizin görüşlerini burada ifade edeceğim. Her şeyden önce böyle bir görüşmeyi talep eden arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, böyle önemli bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmasına fırsat vermiş oldular ve ayrıca, özellikle Cumhuriyet Halk Partisine teşekkür ediyorum; çünkü, daha önce bu konunun Meclise getirilmesini arzu etmişlerdi, ricamız üzerine bugüne kalmasını onlar da kabul ettiler.

Yine, sözlerime başlamadan önce bir üzüntümüzü de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugünkü uçak kazasında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, bütün ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Yunanistan'la 1999 yılında başlatılan diyalog ve iş birliği süreci çerçevesinde iki ülke arasında çok yönlü ilişkilerin gerçekleştirilmesini amaçlamıştık. Bu anlayışla, Türkiye ile Yunanistan arasında stratejik ortaklık ilişkisi geliştirmeyi hedefliyoruz. Nitekim, bu yönde önemli adımlar da atılmıştır. Enerji, ticaret, bankacılık, turizm, ulaştırma gibi çok çeşitli sektörlerde bölge barışına ve refahına katkıda bulunacak iş birliği projelerine imza attık. Bu çabalarımızı sürdürmeye ve sorunlarımıza diyalog ve iş birliğiyle çözümler üretmeye kararlıyız.

Bugünkü toplantımızı, Batı Trakya Türk azınlığının haklarının ileri götürülmesi ve hayatlarının iyileştirilmesi yolunda bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir. Bu sebeple, toplantımızda bu amacın göz önünde tutulması gerektiğini düşünüyorum ve inanıyorum ki, böyle bir toplantının neticesinde, Batı Trakya'daki Türklerin çektikleri sıkıntılar daha çok dikkate gelecektir ve onların giderilmesi yönünde de Yunanistan Hükûmeti üstüne düşenleri daha çok yapacaktır.

Değerli arkadaşlar, burada bir şeyi de ifade etmek istiyorum: Artık, bugünkü dünyada, ülkeler, sadece benim sorunumla ben ilgilenirim, başka ülke ilgilenmez diyemez, hele Avrupa Birliği gibi bir topluluğa üye olmuş olan bir ülkenin sorunları herkes tarafından yakından ilgilendirilir. Önemli olan, bunların yapıcı bir üslup içerisinde ele alınması ve bunların yapıcı bir üslup içerisinde dillendirilmesidir, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapmak istediğimiz de aslında budur.

Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının karşı karşıya oldukları sorunların çözüme kavuşturulması, Türk-Yunan ilişkileri gündeminin önemli bir maddesidir. Türk-Yunan diyaloğu, soydaşlarımızın kişi haklarını ilgilendiren alanlarda yaşadığı bazı sorunların aşılmasına da yardımcı olmuştur. Ancak, Yunanistan'ın, özellikle azınlık hakları olarak nitelendirilebilecek alanlarda herhangi bir açılım yapmaktan kaçındığı bilinmektedir. Yunanistan bazı adımlar atmışsa da, azınlığımıza eşit eğitim imkânları sağlanması, seçilmiş müftülerin tanınması, Batı Trakya vakıflarına yönelik ayrımcı uygulamalara son verilerek, vakıfların yönetimlerinin azınlığa devredilmesi, azınlığımızın Türk kimliğinin tanınması ve 19'uncu madde mağduru soydaşlarımızın haklarının iadesi gibi temel sorunlar hâlen çözüm beklemektedir.

Bir başka deyişle Yunanistan tarafından ilerleme olarak nitelendirilen unsurlar, özellikle İskeçe, dağlık bölgeyi kapsayan gezi rejiminin uygulamada ortadan kaldırılması ile Türk azınlığına yönelik ayrımcı uygulamalardan bazılarına son verilmesinden ibarettir. 21'inci yüzyılda ve üstelik yirmi beş yıldır Avrupa Birliği üyesi olan bir ülkede bu uygulamaların, kısıtlamaların mevcudiyetinin izahı da zordur.

Batı Trakya Türk azınlığı ile ülkemizdeki Rum Ortodoks azınlığı iki ülke dostluğunun pekiştirilmesinde köprü rolü oynamalıdır. Azınlığımızı Türkiye ile Yunanistan'ı ayıran değil, birleştiren bir unsur olarak görüyoruz. Bu nedenle, Yunanistan'dan, soydaşlarımıza 1913 Atina Anlaşması ve 1923 Lozan Anlaşması gibi ikili ve çok taraflı uluslararası anlaşmalar ile ilgili Avrupa Konseyi sözleşmelerinden kaynaklanan haklarını tanımasını ve azınlığımıza Avrupa Birliği normlarına uygun ve Avrupa Birliği standartlarında yaşama koşulları sağlamasını bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, Yunan hükûmetleri Lozan Anlaşması'nda kullanılan terminolojiye sığınarak Türk azınlığı "Müslüman azınlık" olarak nitelendirmekte, kendilerini "Türk" olarak tanımlamalarına izin vermemekte, bu konuda yasal engeller çıkarmaktadırlar. 1927 yılında kurulmuş olan ve azınlığın en eski sivil toplum kuruluşu olan İskeçe Türk Birliği 1984 yılında başlatılan hukuki süreç neticesinde 1995 yılında Yunan Yargıtayınca kapatılmıştır. Aynı noktadan hareketle, Rodop Türk Kadınları Kültür Derneğinin kurulması 2005 yılı içinde, Evros Azınlık Gençleri Derneğinin kurulması ise 2006 yılında Yunan Yargıtayınca yasaklanmıştır. Ancak, her üç karar da azınlık tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınmıştır.

43

 

 

 

 

 

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Batı Trakya'daki soydaşlarımız, bildiğiniz üzere, kendi dinî liderleri olan müftülerini kendileri seçmektedirler. 1913 Atina ve 1923 Lozan Anlaşması'ndan kaynaklanan bu hakkı kullanan soydaşlarımızın, müftülerini seçimle belirleme hakkı, 1990'lı yılların başından itibaren kendilerinden alınmıştır. Buna rağmen, İskeçe'de ve Gümülcine'de Batı Trakya Türk azınlığı tarafından seçilmiş müftüler görev yapmaktadır.

Yunan yönetimlerinin, geçtiğimiz yıllarda seçilmiş müftüler aleyhinde açmış olduğu ve mahkûmiyetle sonuçlanan davalar için de, iç hukuk yolları tüketildikten sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınmış…

BAŞKAN - Sayın Bakanım, birkaç saniyenizi rica edebilir miyim.

Arkadaşlar, lütfen… Sayın Bakanımızı dikkatle dinleyelim sayın milletvekilleri.

Buyurun Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - …ve Yunanistan beş kez bu davadan mahkûm olmuştur. Söz konusu davalar, İskeçe ve Gümülcine Müftülerinin dinî bayramlar ile kutsal günler vesilesiyle yayınladıkları mesajlardan yola çıkarak, seçilmiş müftülerin, atanmış resmî müftülere rağmen görevi gasbettikleri gerekçesiyle açılmıştır. Bildiğiniz gibi, Yunanistan tarafından defalarca hapis cezasına çarptırılan İskeçe Müftüsü Merhum Mehmet Emin Aga altı ay cezaevinde yatmıştır. Bu vesileyle, Batı Trakya Türk azınlığının haklı davası için yıllarca yılmadan, korkusuzca savaşan merhum Müftü Mehmet Emin Aga'yı bir kez daha rahmetle anmak istiyorum. Yine, bu vesileyle, Batı Trakya davasının büyük kahramanlarından Sadık Ahmet'i de rahmetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi, geçtiğimiz haftalarda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin seçilmiş müftüler lehinde verdiği kararı Yunanistan'ın uygulamasını talep etmiş ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına uygun biçimde hareket etmelerini sağlayacak önlemleri ivedilikle almalarını talep etmiştir. Bildiğiniz gibi, Yunanistan da Avrupa Konseyinin bir üyesidir. Dolayısıyla, oradaki Delegeler Komitesinin bu çağrısına, ümit ediyoruz ki, kısa süre içerisinde uyacaklardır.

9 Eylül 2006 tarihinde vefat eden İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga'nın yerine, Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu tarafından alınan karar uyarınca 31 Aralık 2006 günü bayram namazı öncesinde camilerde yapılan seçimler neticesinde Ahmet Mete seçilmiştir. Yunanistan'ı, diğer alanlarda olduğu gibi dinî özgürlükler alanında da yürürlükteki anlaşmalar ile Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi standartlarına uymaya ve bu meyanda Batı Trakya Türk cemaatinin seçilmiş müftüsünü tanıyarak, Türk azınlığın arzusu hilafına sürdürdüğü atanmış müftü uygulamasına son vermeye davet ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Batı Trakya Türk azınlığı mensubu olup, Yunan Vatandaşlık Yasası'nın ırkçılık esasına dayalı 19'uncu maddesinin yürürlükte kaldığı 1955-1998 yılları arasında çoğu soydaşımız olmak üzere on binlerce kişi Yunan vatandaşlığından çıkartılmışlardır. Bizzat resmî yetkililerin geçmişte yaptıkları açıklamalara göre bu rakam 50 bin civarındadır, bizim tahminimize göre de 60 bin civarındadır. Bu soydaşlarımızın bir kısmı Türk vatandaşlığına, bazıları ise yaşamakta oldukları Batı Avrupa ülkeleri vatandaşlığına geçmişlerdir. Ancak, vatansız statüsünde çok sayıda soydaşımız bulunmaktadır. Hatta, bazı soydaşlarımızın Avrupa Birliği müktesebatı hilafına başka bir Avrupa Birliği ülkesinde çalışırken Yunan vatandaşlığını kaybettikleri de tespit edilmiştir.

Vatansız durumdaki soydaşlarımızdan başlamak üzere, söz konusu maddenin uygulanmasıyla, vatandaşlıktan çıkartılan ve bu nedenle Avrupa Birliği üyesi ülke vatandaşı olmaktan kaynaklanan haklarından da yoksun bırakılan soydaşlarımızın Yunan vatandaşlığına geri alınmaları Yunanistan'ın yükümlülüğüdür. Yunanistan'ın bu konuda atacağı adımlarla, Avrupa Birliği üyesi bir ülkede hukukun üstünlüğü ilkesinin geçerli olup olmadığı da sınanmış olacaktır. Bu itibarla, Yunanistan'ın, son dönemde, hâlen ülkede vatansız statüsünde yaşamakta olan 41 soydaşımızın vatandaşlığının iade edileceği, 18 başvurunun ise en kısa sürede olumlu biçimde sonuçlandırılacağı yönündeki açıklamalarını yeterli görmemekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, azınlığın çözüm bekleyen en önemli sorunlarından biri de eğitim sorunudur. Yunan yönetimleri, uzun yıllar boyunca göç ettirmeye, göç etmeyenleri ise asimile etmeye çalıştığı Batı Trakya Türk azınlığını eğitim bakımından da geri bıraktırmaya çalışmaktadır. Bugün, Batı Trakya azınlık okullarında, mecburi temel eğitim, Yunanistan'daki dokuz yılın aksine, altı yıldır. Hâlihazırda nüfusunun yarısı soydaşlardan oluşan Gümülcine'de 1 azınlık ortaokul ve lise karşılığı 25 Yunan devlet ortaokul ve lisesi, soydaşların nüfusun yüzde 45'ini oluşturduğu İskeçe'de ise 1 azınlık lisesine karşın 37 Yunan devlet lisesi bulunmaktadır. Batı Trakya Türk azınlığı temsilcilerinin söz konusu azınlık okullarının kapasitelerinin genişletilmesi talebine dahi olumlu yanıt vermedikleri bilinmektedir. Buna karşılık, Yunan yönetiminin, bu eğitim yılında pilot bölge olarak Batı Trakya'daki bazı Yunan liselerinde başlatılan seçmeli Türkçe dersi uygulamasını azınlık eğitiminde bir hamle olarak göstermek eğilimi içinde olduğu da gözlenmektedir. Ancak, azınlığımızın Yunanistan Hükûmetinden temel beklentisi, mevcut 2 lisenin imkânlarının geliştirilmesine ve yeni azınlık okullarının kurulmasına izin vermesidir.

Batı Trakya'daki azınlık okullarında, Yunanistan tarafından, pedagojik açıdan düzeyi yeterli olmayan, iki yıllık Selanik Pedagoji Akademisi mezunu, ne Türkçeye ne de Yunancaya yeterli derecede hâkim olmayan öğ

44

 

 

 

 

 

 

retmenlerin görevlendiriliyor olmaları eğitim düzeyinin düşük olmasının bir başka nedenidir ve buradaki asıl sebep de, direkt veya dolaylı yoldan oradaki Türk soydaşlarımızın eğitimlerinin düşük tutulması ve bu şekilde asimile edilmeleridir.

1951 tarihli Türk-Yunan Kültür Anlaşması çerçevesinde ve mütekabiliyet uyarınca kontenjan öğretmenleri gönderilmekte ise de, bunların sayısı, İstanbul'da Rum azınlığın sayısının azaldığı bahanesiyle Yunanistan tarafından on altı olarak sınırlandırılmışlardır.

Yunanistan'ı, hâlihazırda sayıları on binden fazla olan soydaş öğrenciye, Yunanistan ortalamasıyla eşdeğer düzeyde azınlık eğitimi sağlamaya davet ediyoruz. Bunun, Lozan Anlaşması'na ilaveten eğitimde eşit imkân sağlanması prensibinin de bir gereği olduğunu düşünüyoruz ve ayrıca Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye de yakıştırmıyoruz.

Esasen, bölgedeki azınlık eğitiminin düzeyinin düşüklüğü, soydaş öğrencilere, Yunan üniversitelerinde sağlanan yüzde 5'lik kontenjanın etkin kullanımını engellemekte ve üniversitelere kaydolan öğrencilerin önemli bir kısmı yükseköğrenimlerini tamamlayamamaktadırlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Yüzde 0,5 Sayın Bakan,

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Hükûmetimiz döneminde, Batı Trakyalı soydaşlarımıza, ülkemizdeki yükseköğretim kurumlarında sağlanan eğitim imkânlarının genişletilmesine yönelik önlemler alınmıştır. Bu alandaki çabalarımız devam etmektedir. Bu alanda karşılaşılan önemli bir sorun, ülkemiz üniversitelerinden mezun olan soydaşlarımızın diplomalarının denkliğinin tanınması konusunda Yunanistan'ın çıkardığı sorunlardır. Bu nedenle, birçok soydaşımız, meslekleri haricindeki dallarda çalışmak zorunda bırakılmaktadırlar ve bu konuda da Yunanistan ile yoğun bir temas hâlindeyiz.

Değerli arkadaşlar, 1967'de Yunanistan'da askerî cuntanın iş başına gelmesiyle birlikte, Batı Trakya'daki Osmanlı döneminden kalma Türk vakıf idarelerinin yönetimi azınlığın elinden alınmıştır. Aradan geçen kırk yıl içinde, maalesef, bu durum değişmeden, bugüne kadar devam etmiştir. Batı Trakya'daki Müslüman azınlığa ait vakıfların ve bunların servetlerinin idaresi ve kullanılmasına ilişkin 1091 ve 1980 tarihli Vakıflar Yasası, ayrımcı niteliğiyle, hem Lozan'a hem de uluslararası düzeyde kabul görmüş olan azınlık haklarına aykırıdır. Yunanistan, Batı Trakya'daki soydaşlarımıza, anlaşmalardan kaynaklanan azınlık haklarını vermek yükümlülüğü altındadır ve bu yükümlülüğü gerçekleştirmelerini bekliyoruz.

Ata yadigârı Osmanlı-Türk vakıflarına ait malların, Yunan yönetimlerince atanmış idareler tarafından kamulaştırma, vergi borçları gibi bahanelerle daha fazla yağmalanmasının önlenebilmesini teminen gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda sivil toplum örgütlerimiz tarafından yürütülen faaliyetler de memnuniyetle izlenmektedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Hükûmetimiz, tüm bu sorunların aşılması yönünde Yunanistan makamları nezdinde en üst düzeyde girişimlerde bulunmaya devam edecektir. Gerek benim ziyaretlerim gerek Sayın Başbakanımızın ziyaretleri gerekse diğer bakan arkadaşlarımızın ziyaretlerindeki önemli konulardan birisi daima bu olmuştur.

Azınlık sorunlarını Yunanistan'la görüşmeye hazırız. Bunu, kendilerine daima söylemişizdir. Aynı zamanda, Avrupa Birliği vatandaşı olan Batı Trakyalı soydaşlarımıza hâlihazırda sağlanmakta olan azınlık haklarının, Avrupa Birliği standartlarının çok gerisinde olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Yunanistan'da, Türkiye'de veya üçüncü ülkelerde yaşamakta olan Batı Trakyalı soydaşlarımızın haklı davalarını ve taleplerini Batı kamuoyuna duyurabilmeleri için, sivil toplum örgütlenmelerini etkin biçimde kullanmaları gerektiğini de gözlemliyoruz.

Bu bağlamda, Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği tarafından 16-17 Eylül 2006 tarihinde İstanbul'da düzenlenen V. Batı Trakya Türkleri Kurultayı, tüm bu sorunların, akademisyenler, soydaş temsilcileri ve sivil toplum örgütleri tarafından etraflıca ele alınmasına ve çözüm önerileri üretmesine katkıda bulunmuştur. Bu Kurultayın ilk defa geniş bir katılımla düzenlenmesinden büyük bir memnuniyet duyduk. Bildiğiniz gibi Sayın Başbakanımız da ilk defa bu Kurultayın açılışına katıldılar, Kurultay delegelerine, Hükûmetimizin, azınlığımıza yönelik güçlü desteğini orada vurguladılar.

Hükûmetimiz döneminde Batı Trakya'ya yönelik üst düzey ziyaretlerde sağlanan artış, bizlere, soydaşlarımızın sorunlarını daha iyi anlama imkânı sağlamıştır. Sayın Başbakanımızın Mayıs 2004'te Batı Trakya'ya yaptığı ziyaret elli iki yıl aradan sonra yapılan ilk üst düzey ziyaret olmuştur.

Sayın Başbakanımız, bölgeye yaptığı bu ziyaret sayesinde soydaşlarımızı dinlemek ve sorunlarını yerinde gözlemek imkânını bulmuş ve bunu Yunan makamlarıyla da paylaşmıştır. Bu meyanda, ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Avrupa Birliği Uyum Komisyonunun 2006 yazında, Adalet Bakanı Sayın Çiçek'in Ocak 2006'da yapmış olduğu ziyaretleri özellikle vurgulamak isterim.

45

 

 

 

 

 

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Aydın, merhum Aga'nın cenaze töreni vesilesiyle geçtiğimiz eylül ayında bölgeyi ziyaret etmiştir. Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Ali Bardakoğlu ise yirmi üç yıl aradan sonra 2005'te bölgeyi ziyaret ederek ramazan ayında soydaşlarımızla kucaklaşmıştır. Ben de son olarak 2006 Mayıs ayında, Bursa'da, tüm Balkanlar'daki soydaş ve göçmen derneklerimizin yönetim kurullarıyla bir toplantı yaparak bütün bu sorunları ve çözüm yollarını ele almışımdır.

Bunların dışında, Hükûmetimiz döneminde, çeşitli kurum ve kuruluşlarımız tarafından, Batı Trakya Türk azınlığından gelen talepler doğrultusunda oluşturulan heyetler aracılığıyla düzenlenen kültürel faaliyetler ile eğitim amaçlı etkinlikler nitelik ve nicelik olarak genişletilmiştir. Bölgeye, ayrıca, sorunların yerinde tespitine yönelik uzman ziyaretleri de gerçekleştirilmektedir.

Türk-Yunan yakınlaşması çerçevesinde, özellikle, İskeçe Dağlık Bölgesi'ndeki gezi rejiminin kaldırılmış olması Gümülcine Başkonsolosluğumuzun tüm soydaşlarımıza ulaşmasına ve sorunlarını daha yakından gözlemleyebilmelerine de imkân sağlamıştır. Batı Trakyalı soydaşlarımızın maruz kaldıkları insan ve azınlık hakları ihlalleri, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, AGİT, Avrupa Birliği ve İslam Konferansı Örgütü gibi uluslararası örgütlerin gündemine taşıyarak bir Avrupa Birliği ülkesinde AB müktesebatıyla korunduğu varsayılan azınlığımızın yaşadığı sıkıntıların dünya kamuoyuna anlatılmasına ihtiyaç vardır. Bu yöndeki çabaları destekliyoruz. Ayrıca, soydaşlarımızın, ikili ve çok taraflı uluslararası anlaşmalardan doğan insan ve azınlık haklarını kullanabilmeleri için, uluslararası yargı mekanizmalarına giderek, daha fazla kullanmak eğiliminde olduklarını da memnuniyetle görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, Batı Trakya'nın neden Avrupa Birliğinin en geri kalmış bölgesi olduğu, buna rağmen Yunanistan genelinde Avrupa Birliği fonlarından yararlanma bakımından neden en son sırada yer aldığı ve neden hâlâ soydaşlarımızın temel geçim kaynağının Avrupa Birliği tarafından sübvansiyonuna önümüzdeki yıllarda tedricen son verilecek olan tütün tarımı olduğu, Yunanistan makamlarına yönelttiğimiz sorular arasında yer almaktadır.

Bütün bunlar dikkate alındığında, Batı Trakya'daki soydaşlarımızın bulunduğu bölgelere çok daha fazla maddi yardımların yapılması, oradaki altyapının geliştirilmesi, Avrupa Birliği fonlarından, oradaki, Yunanistan vatandaşı olan soydaşlarımızın çok daha faydalandırılmaları gerekmektedir. Bunun, sadece Yunanistan tarafından değil, Avrupa Birliği tarafından da gözetilmesi ve gözlemlenmesi gerekmektedir. Ümit ediyoruz ki, buradaki bu toplantılar ve bu tartışmalar herkesin gözünü çok daha fazla açacaktır. Bizim buradaki niyetimiz veya bu tartışmayı buraya taşıyan değerli milletvekili arkadaşlarımın asıl niyeti de budur. Avrupa Birliğinin bir bölgesi vardır. Orada yaşayan belli bir soydan gelen insanlar vardır. Bunlar, sanki Avrupa Birliğinde değilmiş gibi, sanki Avrupa Birliğine üye olan bir ülkede değilmiş gibi muameleye tabi tutulmaktadırlar. Dolayısıyla, dikkatlerin buraya çekilmesi ve bu şekilde buradaki haksızlıkların sona erdirilmesini tabii ki arzu etmekteyiz. Bu, aynı zamanda Yunanistan'ın da bir şerefidir, çünkü orada yaşayan bizim soydaşlarımız onların vatandaşıdır, kendi vatandaşlarına da bir ayrımcılık içerisinde olmamaları gerekir.

Azınlığımızın bölgede müreffeh biçimde varlığına devam edebilmesi için, eğitim ve ekonomik sorunların ivedilikle çözülmesi gerektiğinin bilincindeyiz. Bu yöndeki çabalarımıza önümüzdeki dönemde daha da hız vermeye kararlıyız. Şüphesiz ki, tüm bu sorunların çözümü yönünde, Batı Trakya Türklerinin seslerini duyurabilmeleri için, siyasi hayata katılımda karşılaşılan eşitsizliklerin aşılması da önem arz etmektedir. Bu, aynı zamanda, azınlığın kültürel ve etnik kimliğinin korunmasının da garantisi olacaktır. Yunanistan'ı, henüz onaylamamış olmakla beraber, 1997'de imzaladığı Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi'ne aykırı uygulamalara son vererek, her zaman ülkelerinin refahı için çalışan ve sadık birer Yunan vatandaşı olan soydaşlarımızın refah ve mutluluğu için gereken önlemleri gecikmeksizin almaya davet ediyoruz. Batı Trakyalı soydaşlarımız, Yunanistan vatandaşı olmanın sorumlulukları içinde hareket etmektedirler. Ancak, bu, soydaşlarımızın haklarına sahip çıkmayacakları anlamına da gelmemelidir, haklarını tabii ki sonuna kadar arayacaklardır ve kendilerine karşı yapılan haksızlıkların giderilmesi için tabii ki sonuna kadar mücadele edeceklerdir. Her şeyden önce, Lozan Barış Anlaşması'yla güvence altına alınan kimliklerini ve azınlık haklarını, meşru zeminde korumak durumundadırlar.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, Batı Trakya Türk azınlığına bu anlayışla bakmakta ve meselelerine bu anlayışla sahip çıkmaktadır. Konuşmamın başında da söylediğim gibi, bu azınlıkları, yani gerek Yunanistan'daki soydaşlarımızı gerekse Türkiye'deki Rumları -ki, onlar bizim vatandaşlarımızdır- aslında, her iki ülke arasındaki diyaloğun gelişmesi, iş birliğinin gelişmesi ve karşılıklı çıkarın gelişmesi için köprü olarak görüyoruz. Yunanistan'ın da bunu böyle görmesini temenni ediyoruz ve bu haksızlıkların bir an önce giderilmesi için gerekli adımları atmalarını kendilerinden bekliyoruz.

46

 

 

 

 

 

 

 

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Haluk Koç.

Sayın Koç, buyurun. (Alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanın, genel görüşme önergesinin verilmesi noktasında öncülük yaptığı için, Cumhuriyet Halk Partisine dönük iyi niyet ifade eden sözleri için kendisine teşekkür ediyorum. Ulusal bir konudur. Bu konuda tüm Meclisin, tüm siyasi partilerin kendi üzerlerine düşen duyarlılık içerisinde konuyu gündeme taşıyacaklarına inancımı, konuşmama başlamadan önce, belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben mahcup vurgularla konuşmayacağım. Diplomat değilim. Halkın seçtiği bir milletvekiliyim. Diplomasi alanında ve Dışişleri Bakanlığında da bir görevim yok. Türkiye'de bir seçim bölgesinden, halkın oylarıyla seçilen bir milletvekiliyim ve o seçim bölgesinde, yaklaşık 100 bine yakın, Batı Trakya'dan mübadele sonunda yerleşen insanların yaşadığı Samsun'dan milletvekiliyim. Halk gibi konuşacağım. Bazı… Ki, bu kürsüyü çok kullandım, üniversiteden de alışkınım, heyecanlanma gibi bir duygum yok, ama, bugün heyecanlıyım, duygularım da biraz daha farklı. Bazı konuların burada gerektiği şekilde ifade edilmesi şansını iyi kullanmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, hemen başlangıçta, Türk-Yunan dostluğuna inanan bir insan olduğumu da söyleyerek başlamak istiyorum. Türk-Yunan dostluğuna inanıyorum. Yapay, ilkel korku politikalarının esiri olmayan insanların her iki ülkede de çok sayıda bulunduğuna inanıyorum. Her iki ülke de faşist baskı dönemleri geçirdi. Her iki ülkede de demokrasinin askıya alındığı, kişisel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı karanlık dönemler yaşandı. Bunlar, tarihin sayfalarında, bir gerçek. Ama, bugün gelinen noktada, evet, Türk-Yunan dostluğu vardır -ki, bu sözlerim, Batı Trakya'daki bir basın toplantısından sonra yerel Batı Trakya medyasında da yer almıştı- ama sorunlar da vardır. Yani, klişeleşmiş dostluk laflarının önünde durup arkasındaki sorunları görmeden, bu sorunların nedenleri üzerinde durmadan dostluğun kalıcı ve uzun vadeli olacağına inanmıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Ege çok farklı bir bölge, Ege gerçekten çok farklı bir bölge. Tabii, Türk ve Yunan ulusları, ulus olmadan önce çok önemli bir tarihî geçmişi ortak paylaştılar, zaman zaman kültür zenginliğini birlikte paylaştılar ve bu işin miladı Balkan savaşlarıdır. Balkan savaşları, Rumeli'deki -sadece Batı Trakya değil, Rumeli'deki- Osmanlı döneminde yerleşik olan birçok insanı -sayısı kesin belli değil, yüz binlerin çok üzerinde, milyonu bulabilir- yaşadığı topraklardan söküp Anadolu'ya savurdu, attı. Orada her şeylerini bıraktılar, kültürlerini bıraktılar, topraklarını bıraktılar, mallarını bıraktılar, yaşamlarını bıraktılar, geçmişlerini bıraktılar, yeni bir hayat için ana vatana geldiler ve biz Türk toplumu olarak, Anadolu'da yaşayanlar olarak, Türkiye'de yaşayanlar olarak, göç ne demek, çok iyi bilen bir toplumuz, muhacirlik ne demek, çok iyi bilen bir toplumuz, mübadele kavramı ne demek, çok iyi bilen bir toplumuz. Bunun acılarını yaşadık, Anadolu'da sardık. Bizim gönderdiklerimiz de oldu, onlar da acılar çekti, onlar da sıkıntılar çekti, onlar da doğdukları yerlerden gittiler ve farklı topraklarda yaşam savaşı verdiler. Bunlar, tarihin bu iki topluma getirdiği yazgılar.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, tabii, iki toplumun mübadelesinde farklı noktalar var, öncelikle onu söyleyeyim: Genellikle, Anadolu'dan mübadele sonucunda Yunanistan'a gidenler ticaretle uğraşan, daha çok kent ve kasaba orijinli, oralarda yerleşik olan insanlardı. Dolayısıyla, yaşama tutunmaları gittikleri yerlerde de çok daha kolay oldu. Ama, mübadele sonunda Rumeli'den, Batı Trakya'dan kopup Anadolu'ya gelen insanlar, tipik bir tarım toplumu insanıydı. Onun için, yeni geldikleri ana vatanlarında yaşama tutunmaları çok daha zor oldu. Bu ayırımı yapmak zorundayız. Bunlar için türküler yazıldı, bunlar için destansı hikâyeler anlatıldı. Bunlar, hâlâ, birçok yerde, değişik öyküler hâlinde, kuşaktan kuşağa anlatılır durur.

Değerli arkadaşlarım, tabii, Türkiye ile Yunanistan arasında tek sorun Batı Trakya sorunu değil, birçok sorun var. Sorun olması da doğaldır. Bu sorunlarla beraber, bu sorunları bilerek, gerçeklerini bilerek yaşamanın, bu coğrafyada, bu zor coğrafyada yaşamanın da yollarını bulmak zorundayız. Onun için "dostluk var, ama sorunlar da var" tezini bir kere daha ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabii, Ege'deki sorunları hangi merkeze koyarsanız o pencereden bakarsınız. Yunanistan için Ege, kendi kültürünün beşiği, kendi kültürünün merkezi. Öyle ki, neredeyse Avrupa Birliği Anayasası'nın girişine ilham olabilecek bir kültür olarak kendi kültürünü tanımlıyor: Medeniyetin kurucusu, demokrasinin çıkış yeri. Böyle tanımlıyorlar Helen uygarlığını ve bizimle ilgili çok değişik -bu coğrafyanın hiçbir coğrafyaya benzemediğini söylemiştim- çok farklı sorunlar olduğunu bir kere daha ifade ediyorum.

Şimdi, bakacak olursak, Batı Trakya'da mübadeleyi geçen sefer çok uzun anlatmıştım, Karasu, İskeçe, Gümülcine, Dedeağaç, Karasu'nun öteki tarafında kalan Sarışaban, Kavala, Drama, Selanik bölgelerini çok iyi anlatmıştım, mübadelenin ne ile ne arasında olduğunu çok iyi anlatmıştım; ama, orada kendi fikirleri sorulmadan, İskeçe, Gümülcine ve Dedeağaç'ta yaklaşık 170 bin -150 ile 180 bin arasında ifade ediliyor- Türk ve Müslüman soydaşımız, kendi rızaları olmadan o topraklarda, mübadele dışında bırakılarak orada kaldılar, ama, onlara resmî

47

 

 

 

 

 

azınlık statüsü tanıyan uluslararası antlaşmaların güvencesi altında, ana vatanları Türkiye, devletleri, vatanları Yunanistan olarak orada yaşamaya devam ettiler. Uzun süre problem olmadı değerli arkadaşlarım. Zaman zaman arada gerginlikler oldu. Ne zaman ki Türk-Yunan ilişkileri başka bir siyaset cephesinde sertleşti, başka bir boyut kazandı, bunun ilk sıkıntısını çeken insanlar Batı Trakya'daki soydaşlarımız oldu. İstanbul'daki Rum kökenli, Helen kökenli Türk vatandaşlarına bizim haksızlıklarımız oldu. Bunu itiraf etmek zorundayız. 6-7 Eylül olaylarını aklıselim içerisinde değerlendiren hiç kimsenin, böyle bir olayı, böyle bir garabeti onaylaması beklenemez. Biz, kendi zenginliğimizi kendimiz kaçırdık. O insanlar da belirli bir şekilde kaçarak göçtüler. Bunlar geride kaldı. Şimdi geldiğimiz noktada Batı Trakya'da ne oluyor, ona çok iyi bakmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, tabii, bunları değerlendirirken, ben, Doçent Doktor Murat Hatipoğlu'nun bir değerlendirmesini de birlikte paylaşmak istiyorum, ben de katılıyorum. 2000'li yıllarda -bugün, Sayın Deniz Baykal da grup konuşmasında bir bölümüne değindi başka bir açıdan- Avrupa Birliği üyesi Yunanistan'ın bünyesinde yaşayan çeşitli etnik toplulukların ve azınlıkların hakları bir yana, varlıklarını dahi inkâr etme yönünde sistematik bir devlet politikası uygulanıyor. Evet, dostluk var, ama sorunlar da var. Sorunların en önemlisi bu. Bir sistematik, devletin yönettiği inkâr politikası, kimlik inkârı politikası.

Sayın milletvekilleri, Batı Trakya'daki Türk ve Müslüman azınlık, bir resmî statüde azınlıktır, yani ulus devletler oluştuktan sonra başka bir ulus devletin sınırları içerisinde yaşamak zorunda kalan, başka bir etnik kökene bağlı olan bir topluluktur -öyle tarif edeyim- yani, bugün yaratılmaya çalışılan suni azınlıklar gibi değil, statüsü olmayan azınlıklar gibi değil ya da bir ülkenin asli kurucu unsurlarının azınlık statüsünde maskelenip bir politika çerçevesinde dayatıldığı azınlıklar değil, resmî bir azınlıktır.

Şimdi, aynı Yunanistan, başka ülkelerdeki insan hakları konularına ve etnik sorunlara nasıl yaklaşıyor? Avrupa Birliği normlarını kendisine şemsiye edinerek yaklaşıyor ve zaman zaman da kışkırtıcı bir hassasiyet, duyarlılık göstererek konuyu siyasete taşımaya çalışıyor ve ikili ilişkilerle değil -Sayın Dışişleri Bakanı burada- bunu Brüksel'e havale ederek, uluslararasılaştırarak bu sorunları o ülkenin gündemine taşıyor. Yunanistan'ın yaptığı en büyük hatalardan bir tanesi budur değerli arkadaşlarım. Bu sorun ikimizin arasındadır ve uluslararası bir temel anlaşmayla da haklar belirlenmiştir.

Şimdi, yaptıklarını söylüyorum ve Türkiye'nin önüne bunlar, Avrupa Birliği üyelik sürecinde yapması gereken ev ödevleri olarak, ek siyasi koşullar olarak çıkarılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bir defa, samimi olmak lazım. Bunu sık sık tekrar ettim, yine tekrar edeceğim: Dostluk var, ama siyasi gerçekler de var. Bu siyasi gerçekleri söylediğimizde Yunanlı dostlarımızın hiç kızmamaları lazım, zaman zaman öz eleştiri yapmanın da erdemine ulaşmaları gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya nasıl bir konjonktürde? Dünya çok farklı. Tabii, tek kutuplu dünyada şimdi, biliyorsunuz, etnik kimlik, etnik milliyetçilik, yerellik, yerelcilik, yöresellik, yöreselcilik kavramları oluşturuluyor ve bunların içerisi siyaset olarak, sosyolojik olarak doldurulmaya çalışılıyor. Hani, bir önemli devlet kurumumuzun son raporunda değindiği gibi, artık ulus devletlerin çağının bittiği noktasında birtakım tehdit boyutlarını vurguladığı gibi. Kavram bu, dikkat edin. Bunu biz de yaşadık, yaşıyoruz, bütün ağırlığıyla yaşıyoruz. Bunların amansız savunucuları var medyada, televizyon bülbülleri var, sabah akşam açtığınız her kanalda bunun erdemlerini anlatanlar var. Bunu insan hakları, demokrasi, özgürlükler maskesiyle, makyajıyla süsleyerek topluma yansıtanlar var.

Şimdi, baktığımız zaman, çok ilginç bir şey var dünyada. Dünyada, bizim yaşadığımız coğrafyada bunlar öne çıkıyor. Orta Doğu'da çıkıyor, Türkiye coğrafyasında çıkıyor, Balkanlar'da çıkıyor. Orta Doğu'da, özellikle Irak özelinde çıkıyor. Türkiye de değişik projelerin yürüdüğü bir ülke olarak gözüküyor. Peki, İngiltere'de, Fransa'da? Orada yok. Orada bu yerelcilik, içi siyaseten doldurularak bir ulus devlet aşındırması henüz yapılmıyor. Dünyanın bu bölgesine reva görülüyor.

Değerli arkadaşlarım, işte "küreselleşme" dediğimiz gerçeğin bizi bir arada tutması gereken savunma mekanizmaları, millî refleksimizi güçlü tutmamız gereken en önemli noktalarından bir tanesi bu. Bunun içini siyaseten doldurmak zorundayız, bunun içini güçlü bir şekilde doldurmak zorundayız.

Ben inanmıyorum o televizyon bülbüllerine. Ben inanmıyorum özel vakıf üniversitelerinin yüksek maaşlı öğretim üyelerinin sabah akşam Türkiye için biçilen elbisenin terziliğine soyunmalarına. (CHP sıralarından alkışlar) Ben inanmıyorum, ben inanmıyorum değerli arkadaşlarım. Ben inanmıyorum, medyalarında değişik fonların, küresel nimetlerin sofrasından beslenerek eline kalem kâğıt alıp Türkiye'ye bu rolü biçmeye yola çıkanlara ben inanmıyorum değerli arkadaşlar.

Bu bir süreçtir. Bunu yaşayacağız, göreceğiz, ama bir tehlikesi var. O tehlike de şu: Bu çok önemli. Şimdi, bunlara karşı direnenler yerine, daha uyumcu siyasal aktörler bulunup sahneye sürülüyor. Direnen aktörler geri planda. Onlar, dinozor, statükocu, değişime karşı. Ama, daha uyumcu olanlar, daha reformcu olanlar siyasi aktör olarak el üstünde tutuluyor. Ben inanıyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun çoğunluğu da böylesi bir siyasi aktörlük rolünde hiçbir zaman gözü olmayan duyarlı arkadaşlarımızdan oluşuyor.

48

 

 

 

 

 

 

Değerli arkadaşlarım, Batı Trakya'da Türk olmak çok önemli bir zanaat, çok önemli, zor bir görev, zor bir durum. Etnik kimliğin inkârı konusunda bir tek örnek anlatayım, etnik kimliğin inkârı: Beş kere gittim Batı Trakya'ya. Birçok köyü dolaştım, soydaşlarımızla birlikte oldum. Ağzımı açtığım andan itibaren, yirmi beş yıldır Avrupa Birliği üyesi olan bir ülkenin polis kameraları eşliğinde… Adı da Kostas. Kostas yoruldun mu, diye ben soruyordum artık. Kostas, İpsala'dan çıkana kadar kamerasıyla eşlik ediyor.

Değerli arkadaşlarım, 2004, 2005, 2006 yılında bir Avrupa Birliği üyesi ülke! Avrupa Birliği hukuku ve -hani demokrasinin beşiği olan- kendi iç hukuku onu kavrıyor, koruyor. Bir Türk milletvekilinin kendi soydaşlarının yanında bulunmasından bu kadar tedirgin olan… Acaba ne söyleyecek, ne söyleyecekler, kimlerle konuşacaklar… Böyle bir polis devleti manzarası çizmesi ne kadar çağla uyumlu? Bunu takdirlerinize sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, etnik kimliğin inkârına arkadaşlarımız değindiler. Şimdi, Yunanistan'a göre Lozan Anlaşması "Müslüman", "gayri Müslüman", "gayrimüslim" olarak ifadelerinde bulunuyor. Fakat, daha sonraki Yunan mevzuatında -ki, 1950'lere kadar, 1950'lerde de net bir şekilde- Türk kimliği her yerde kabul gören bir kimlik. Şimdi, Türk kimliği içerisinde Çingene, Pomak, Türk ayrımı, ayrı lügatlar hazırlanması, ayrı alfabeler hazırlanması, ayrı etimolojik araştırmalar, çeşitli farklı bilimsel çalışma gayretleri. Neden? O kimliği bölmek, o kimliği sulandırmak, o kimliği sayısal olarak seyreltmek. Amaç bu. Bu, sistemli bir devlet politikasıyla oluyor. Hiç darılmasın dostlarımız. Bir kere daha tekrar ediyorum: Dostluk var, ama sorunlar da var. Ama, bu sorunların Yunanistan'daki aktörleri çok acemi. Toplumun bu çağda, bu çağda dünyanın gözünden de bunu kaçıramazlar, Türkiye'nin gözünden de bunu kaçıramazlar.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu etnik yapay tanımlamalar soydaşlar tarafından reddedilmekte. Bunu çok açık bir şekilde söyleyeyim. Şimdi, baktığınız zaman -geçen sefer bir söz söylemiştim, ah bu çifte standartlar demiştim- ah bu çifte standartlar! İnsan hakları, özgürlükler, demokrasi savunucuları, işte size 160 bin, 160 bin kimliğini arayan, kimliğine sahip çıkmak isteyen, çocuklarının bağlı bulundukları devletin kurullarına göre çağdaş, eşit eğitim almasını isteyen, orada yaşamak isteyen, vergisini veren, dinî ve vicdani özgürlüklerini yerine getirmek isteyen, vakıflarına sahip çıkmak isteyen, vatandaşlık haklarını kullanmak isteyen, insan hakları peşinde koşan 160 bin tane insan.

Hani, nerede insan hakları savunucuları Türkiye'de, demokrasi savunucuları nerede? Niye bu çifte standart? Niye bu çifte standart? Neredeyse Türkiye'deki kelaynak kuşlarının göç yolları için yazı kaleme alanlar, yazı kaleme alanlar (CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar) 160 bin insanın ıstırabını dile getirmek için bir gün olsun kendi sosyal bilimciliğinizi, kendi toplum önderliğinizi, kendi akademik sıfatınızı niye öne koyarak bir kelime yazmıyorsunuz, bir televizyon programına çıkıp konuşmuyor musunuz? Yakışıyor mu bu? Ve ondan sonra, Cumhuriyet Halk Partisi, burada, Vakıflar Kanunu görüşülürken burada mütekabiliyet dediğimizde "Sen, kendi vatandaşını rehin mi alıyorsun?" diye köşelerinde yazı yazanlar, özel eğitim kurumları görüşülürken -1940'larda ruhban okulunun kapanması sürecinde- yabancı uyruklu olup aynı dinî ve etnik kökene bağlı olanların da bu okullarda eğitim görmesini sağlayacak önergenin yanlış olduğunu bir fırsat bulup sizlere açıklamak için bu kürsüye geldiğimizde, ertesi gün bizim için köşelerinde hakaret dolusu yazı yazanlar, bu 160 bin insanın hakkı hukuku konusunda niye bir kalem yazmıyorsunuz, niye bir satır yazmıyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, o kadar ucuz değil, saldırabilirler, kendilerine verilen küresel nimetlerin paylaşılması noktasında her türlü ifadeyi kullanabilirler, ama, gerçekleri hiçbir zaman gözlerden uzak tutamazlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, eğitim konusuna, ben, geçen konuşmamda değinmiştim. Kısaca, burada… Sayın Başkan kısa bir süre bana da tanıyacak herhâlde Sayın Bakandan sonra. Eğitimle ilgili çok ciddi sorunlar var. Bunları, daha sonra konuşacak arkadaşlarımız da dile getirecek. Ben daha önceki konuşmalarımda bunların hepsini buradan ifade ettim. Yani, gerek öğretmenler bakımından gerek eğitim alan Türk çocukları bakımından çok ciddi sorunlar var. İki yüz on beş tane Batı Trakya sathına dağılmış toplam ilkokul mevcut. Azınlık ilkokullarının sayısı her yıl azalma eğilimi gösteriyorlar. Bunun en önemli nedeni, öğrencisizlik nedeniyle okulların kapanması veya az öğrencili okulların birleştirilmesi uygulaması. Azınlığa ait teknik okul veya meslek lisesi yoktur. Devlet teknik okullarına azınlık öğrencileri kabul edilmemektedir. Devlet tarafından açılan anaokullarında görevli soydaş öğretmenlerin sayısı yok denecek kadar azdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç, Sayın Bakana vermiş olduğum ek süreyi size de veriyorum.

HALUK KOÇ (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu alanda azınlığın kendine özgü eğitim kurum ve düzenlemelerinin bulunmaması nedeniyle, istihdam garantisi arayan azınlık gençleri çok büyük sıkıntı çekmekteler.

İskeçe'de -giden milletvekili arkadaşlarımız da var, geçen sefer de söyledim, bir kere daha söyleyeceğim- Muzaffer Salihoğlu Azınlık Lisesi var. Eski tütün deposundan bozma, yerin altında, bodrum katında, kot seviyesinin altında eğitim yapan, iki katı da ahşap direkler üzerine tutturulmuş bir yapı. Koskoca Yunanistan! Koskoca Yunanistan değerli arkadaşlarım! Ve yeni bir alanı var okulun ve o alanda yeni bir okul inşa izni verilmiyor.

49

 

 

 

 

 

Evet, evet, Brüksel penceresindekiler, evet, insan hakları özlemcileri, savunucuları, hadi savunun, gelin oradaki gençlerin eğitim hakkını savunun, gelin Yunanistan'ın yanlış yaptığını söyleyin, tashih etmesi için girişimde bulunun. Çıt yok!

Değerli arkadaşlarım, eğitim, biliyorsunuz, ülkede, Yunanistan'da zorunlu olarak dokuz yılken, azınlık eğitim rejiminin ihtiyacı karşılayacak düzeyde yeni ortaokul ve liselerle tahkim edilmesine olanak verilmemektedir. Öğrenci sayısı ilkokulların, azınlık ilkokullarının öğrenci sayısı süratle azalmaktadır.

Şimdi, yine aynı şekilde, Türkiye formasyonlu soydaş öğretmen -emekli olanları da katarsanız- süratle azalmaktadır ve Selanik'teki özel pedagoji akademisinden mezun olan, Türkçeyi doğru dürüst konuşamayan, yeterli eğitim formasyonu olmayan öğretmenlerin elinde azınlık gençleri, Türk ve Müslüman gençler, ne doğru dürüst Türkçe konuşarak ne doğru dürüst Yunanca konuşabilerek mezun edilmekte ve tütün tarlalarına -o da bitiyor ya- mahkûm edilmek istenmektedir. Hiçbir yerde sözü yok.

Yüksek eğitim kısmında Sayın Bakan "yüzde 5" dedi, o "yüzde 0,5" olacak. Bu şekilde süremi kullanarak geçmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, müftülük konusunda çok kısa söyleyeceklerim var. Şimdi, ben şöyle bir eş değer bir projeksiyon yapacağım, yansıtma yapacağım.

Şimdi, Yunanistan'daki uygulama… Hiç kanun, tarih, süre belirtmiyorum, sadece, Türkiye'de biz benzer bir duruma sebep olsak. Eş değer konumdaki Fener Rum Patriğini Türkiye'nin tayin ettiğini düşünün. Kendi görev ve yetkilerini aşarak kendini "evrensel", "ekümenik" ilan etmesini ve bu noktada Türkiye'de siyaset dâhil bu sürece tepkisiz kalmayıp, gereğinin yapıldığını bir düşünün bu iddialar karşısında. Batı Trakya'daki soydaşlarımızın hakları çiğnenirken, patriğin İstanbul'daki Rum azınlık için ve diğer yaratılmaya çalışılan suni azınlıklar için Avrupa'ya açık bir şekilde jurnal mekanizmasını çalıştırması noktasında gereken tepkinin verildiğini bir düşünün. Türkiye'ye vakıflar konusunda AB etiketli -yanlış yaptınız demiştik o zaman size, gelen iade gerekçesini de biliyorsunuz- bir yasanın dayatılma aşamasına gelindiğinde, siz kardeşim, Batı Trakya'daki vakıfların yönetim ve haklarından karşılıklılık ilkesi içinde hak talebinde bir bulunun bakalım. Demin söylediğim o televizyon konuşmacıları ve gazete yazarları hemen görevlerini yapmaya başlayacaklar size karşı. Bu, geriden gelerek, tersten gelerek müftülük sorununu anlatıyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bakın, bir önemli nokta: Sene 1948. Patrik Athenegoras. Athenegoras, görev yaptığı sürede lise seviyesinde olan Heybeliada Ruhban Okulunu, Ortodoks inancına sahip ülkelerden yabancı uyruklu öğrenciler de getirerek bu okulu uluslararası bir teoloji fakültesi hâline dönüştürmek için yoğun çaba sarf etmiş. Sene 1948. 2005 yılının sonunda, özel eğitim kurumlarına bir önerge ekleyerek aynı din ve etnik kökene bağlı yabancı uyruklu öğrencilerin Türkiye'deki azınlık okullarında öğrenmesine, eğitim görmesine olanak sağlayacak bir önergeyi buraya getirdiniz, uyarılarımızla çektiniz. 1948'deki projelerini 2005 yılında gerçekleştirmiş olacaklardı. Temel yasa olduğu için bunları değerlendirme fırsatı olmadı.

Değerli arkadaşlarım, 19'uncu madde, 19'uncu madde çok acıdır. 19'uncu madde çok acıdır. 19'uncu madde konusunda söyleyeceklerim çok net, ama, bazı isimler söyleyeceğim: Erol Kaşifoğlu -şu anda dernek başkanı- Selahattin Yıldız -tam otuz yedi yıldır Batı Trakya'da atalarının mezarını göremiyor, Yunanistan'a giremiyor- Burhanettin Hakgüder, Taner Mustafaoğlu -eski başkan- Halit Eren.

Değerli arkadaşlarım, bunlar Avrupa Birliğine de müracaat ettiler. Evet, evet, çifte standartlar. Bunlar haymatlos, vatansız. Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Bunu nasıl kabul edebiliriz!

Sayın Bakan, ilişkilerimizi tabii ki sürdüreceğiz, dostluk ilişkilerimizi sürdüreceğiz, ama, Türkiye'nin diplomatik masada "biz azınlık sorunlarını görüşmeye hazırız" sözü yeterli değil. Yunanistan nasıl ki "casus belli"yi gerekçe göstererek Ankara'ya başbakanını, meclis başkanını göndermiyor, Türkiye diplomatik açıdan çok daha kararlı bir şekilde, Yunanistan'ı azınlık haklarının geri sağlanması, geri verilmesi konusunda, uluslararası anlaşmalar çerçevesinden doğan hakların geri verilmesi konusunda, diplomatik açıdan dik durarak masaya davet edebilir. "Biz uluslararası konularda masaya davet etmek istiyoruz." Bu çok diplomatik bir söz kalıyor. Türkiye büyük bir ülkeyse, güçlü bir ülkeyse mutlaka burada ağırlığını göstermek zorunda.

Değerli arkadaşlarım, daha çok söyleyeceklerim var, ama, Sayın Başkanın müsamahasını aşmak istemiyorum. Ben şöyle bitirmek istiyorum: Burada, bu konuda mücadele eden çok soydaşımız var. Bunlardan bir tanesini özellikle söylemek istiyorum ve bir sözünü, mahkemedeki bir sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum: Rahmetli Doktor Sadık Ahmet. Bakın, 1990 Ocak ayında duruşmadan çıkınca söylediği şu sözler tarihî önemdedir: "Evet -basına söylüyor- ben bir Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum, ben bir Türk'üm ve öyle kalacağım. Bu mesajımla, Batı Trakya azınlığına sesleniyorum ve Türk olduklarını unutmamalarını söylüyorum." (Alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

50

 

 

 

 

 

 

HALUK KOÇ (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Koç, teşekkür cümlenizi alayım lütfen.

Buyurun.

HALUK KOÇ (Devamla) - Sadık Ahmet'i, 24 Temmuz 1995'te, soru işaretli bir trafik kazasında kaybettik.

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) - Allah rahmet eylesin.

HALUK KOÇ (Devamla) - Allah nur içinde yatırsın.

Mehmet Emin Aga'yı, bir başka mücadele insanını, bu eylül, geçtiğimiz eylül ayı başında kaybettik. Altı ay hapiste yattı, şişlendi, dövüldü. Sadece hak aradı, sadece hak aradı. Bir Yunan vatandaşı olarak, Yunan iç hukukundan ve Avrupa Birliği hukukundan gelen haklarını aradı. Daha, çok mücadele insanımız var. Aga'nın yerine seçilen Ahmet Mete'nin, bir an önce… İşte, Sayın Bakan, lütfen, güçlü bir ülkenin Dışişleri Bakanı olduğunuzu kanıtlayın, güçlü bir ülkenin Dışişleri Bakanı olduğunuzu kanıtlayın, Ahmet Mete'nin, yeni seçilen İskeçe Müftüsü'nün, Yunan makamları tarafından resmen müftü tanınması için Türkiye'nin gerekli girişimleri yapmasına, lütfen, önayak olun. Yoksa, Yunanistan'la masaya oturalım, biz hazırız bu konuları görüşmeye…

BAŞKAN - Sayın Koç, lütfen…

HALUK KOÇ (Devamla) - …tarzındaki bir ifadeyi, ne olur, daha güçlü bir ülkenin, tutarlı, inatçı, hakkını arayan bir bakanı olarak, lütfen, bu konuların tashihi noktasında…

BAŞKAN - Sayın Koç, teşekkürünüzü alabilir miyim efendim.

HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum, bir, cümlemi bağlayayım.

BAŞKAN - Lütfen… Sayın Bakana verdiğim süreyi de bakınız bir buçuk dakika aştınız. İstirham ediyorum…

HALUK KOÇ (Devamla) - Merak etmeyin, ben, Sayın Bakanı da sizleri de rahatsız edecek bir şeyler söylemiyorum.

BAŞKAN - Hayır…

HALUK KOÇ (Devamla) - Söylemiyorum… Söylemiyorum…

BAŞKAN - Sayın Koç, biz Türklüğümüzden rahatsız olmayız. Lütfen… İstirham ederim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, bu ulusal bir mesele ya!

HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan, bu ulusal bir konu, burada bir şey söylemiyorum.

BAŞKAN - Ama, sınırsız konuşma yoktur. Şimdi, Sayın Bakana yedi dakika verdim, siz şu anda dokuz dakikayı buldunuz.

HALUK KOÇ (Devamla) - Sözlerimi topluyorum zaten Sayın Başkan.

BAŞKAN - Lütfen, istirham ediyorum.

HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan, bu…

Evet, değerli arkadaşlarım, ben, bir kere daha, hep beraber seslenmek istiyorum soydaşlarımıza. Gelin, bu sorunu ilkel bir etnik arayış, bir ilkel milliyetçilik kabında değerlendirmeyelim. Resmî bir azınlık statüsü olan Türk ve Müslüman kökenli kardeşlerimize, gönüllerine gönüllerimizi katalım, yüreklerine yüreklerimizi sokalım, onları hiçbir zaman unutmayalım ve hep birlikte tüm zeminlerde haykıralım: Batı Trakya'da hak arayan soydaşlarımız, hiçbir zaman yalnız değilsiniz, Türkiye bütün unsurlarıyla sizin arkanızda.  Saygılarımı sunuyorum Cumhuriyet Halk Partisi adına ve şahsım adına. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Anavatan Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Edip Safder Gaydalı.

Sayın Gaydalı, buyurun efendim. (Anavatan Partisi ve AK Parti sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. Bugün, Bağdat'ta düşen, Türk işçilerimizin şehit olmasına vesile olan elim uçak kazasını öğrendik. Burada, hayatlarını kaybeden Türk işçilerine Allah'tan rahmet diliyoruz. Ayrıca, geçtiğimiz Kurban Bayramı'nda trafik kazasında yitirdiğimiz tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyoruz. Kabine arkadaşım Sayın Taşar'a ve Sayın Nezir Büyükcengiz'e de Allah'tan rahmet dileyerek sözlerime başlıyorum.

51

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti, döneminin en büyük emperyal devletlerine karşı verdiği bir bağımsızlık savaşı neticesinde kurulmuştur, bölgemizde bulunan bazı devletler gibi, dönemin emperyal devletlerinin çıkar hesapları ve lütuflarıyla kurulan devletlerden değildir. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük Osmanlı İmparatorluğu'nun vârisi olarak tarihsel sorumluluk alanı Misakımillî sınırlarına hapsedilemez.

Bugünkü genel görüşme konumuz itibarıyla konuşmamı, Batı Trakya Türklerinin yaşamakta olduğu sorunlar ve bu sorunlar karşısında Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak bizlerin yapması gerekenler çerçevesinde sınırlandıracağım.

Bugün Yunanistan sınırları içinde büyük bir çoğunluğu Batı Trakya'da bulunan yaklaşık 150 bin Müslüman Türk azınlığı yaşamaktadır. Oysa, Müslüman Türk azınlığının nüfusu, Lozan belgelerine göre, 1923 yılında 129.120 idi. 1923 yılından sonra geçen seksen üç yılda artan nüfus sadece 20 bin civarındadır. Eğer dışarıdan müdahale olmasaydı bugün Batı Trakya Türkleri nüfusunun 500 bin dolayında olması beklenirdi.

1923 yılında Batı Trakya Türk nüfusu bölge nüfusunun yüzde 68'ini teşkil ederken, bugün bölge nüfusunun ancak yüzde 35'ini teşkil etmektedir. Paralel bir durum Türklerin sahip olduğu arazilerin oranı bakımından da mevcuttur. 1923'te bölge toprak mülkiyetinin yüzde 84'üne sahip olan Türk azınlık, bugün bölge toprağının sadece ve sadece yüzde 20 gibi bir oranına sahiptir.

Yunan idaresi Lozan Anlaşması'nın 45'inci maddesine dayanarak sadece "Müslüman azınlık" kavramını kullanmakta, bölgede yaşayan Türklerin etnik kimliğini reddetmektedir. İçinde "Türk" kelimesi geçen dernekler kapatılmaktadır. Millî kimliğin inkârı ve millî kimliğin dinî kimlik içinde etkisizleştirilme çabalarına karşı dikkatli olmak zorundayız. Çünkü, millî devletler millî kimliklerini yaşattığı sürece var olabilirler. Bu dikkati ülkemiz içinde göstermemizin yanı sıra, ülkemiz sınırları dışında da yaşamakta olan Türklerin kimliklerini kaybetmemeleri konusunda da gayret ve çalışma içinde olmalıyız.

Bugün Yunanistan'da okuryazarlık oranının en düşük olduğu bölge Batı Trakya bölgesidir. Bu bölgenin cahil bırakılması bilinçli bir tercih olarak karşımıza çıkmaktadır.

Lozan Anlaşması'na göre kendi eğitim kurumlarını kurma ve öğretmenini tayin etme hakkı bulunan Batı Trakya Türk toplumu, bugün bu hakkını kullanamamaktadır.

Yunanistan, azınlıkların eğitim kurumlarını Din İşleri ve Eğitim Bakanlığına bağlayarak Türk azınlığın kendi eğitim kurumlarındaki kontrolünü hükûmetin yetkisine almıştır. Türk toplumunun çağdaş eğitimden yararlanmasını sağlamak amacıyla imzalanan 1953 ve 1968 Türk-Yunan Eğitim Anlaşmaları da uygulanmamaktadır.

İskeçe'de Gümülcine'de ve daha birçok Türk azınlığın yaşadığı bölgede belki de en büyük sorun eğitimdir. Yunanistan'la Türkiye arasında 1953 yılında varılan bir mutabakat çerçevesinde her yıl karşılıklı olarak Batı Trakya ve İstanbul'a 25 öğretmen gönderilmesi öngörülmüş, daha sonra 1955 yılında öğretmen sayısı 35'e çıkartılmıştır.

Ancak, aradan geçen süre zarfında Yunanistan, Batı Trakya azınlık okullarına Türkiye'den gönderilecek öğretmen sayısını resen giderek azaltmış ve sadece 16 öğretmen için vize vermeye başlamıştır.

Batı Trakya Türk azınlığın din, vicdan özgürlükleri ve hakları Lozan Anlaşması'yla genel olarak düzenlenmiştir. Fakat, Yunan idaresi, bu hakların kullanımı hususunda devamlı engelleyici tavırlar içinde olmuştur. Yunan idaresiyle Türk azınlık arasındaki en belirgin ve somut çalışma konusu, müftülerin seçimidir.

Türk azınlığa, Lozan Anlaşması'yla Yunan idaresinden bağımsız olarak kendi din işlerini organize etme ve yönetme hakkı açıkça tanınmıştır; fakat, 1985 yılından bu yana Yunan Hükûmeti Lozan Anlaşması'nı göz ardı ederek müftüleri doğrudan kendisi atamaya başlamıştır. 1913 tarihli Atina Anlaşması'yla, Yunanistan'daki azınlıkların hakları garanti altına alınmıştı ve bu haklar, 1920 tarih ve 2345 sayılı Yasa'yla Yunan hukuk sisteminin bir parçası hâline getirilmişti. Yasa'ya göre, Batı Trakya Türk azınlığı dinsel kurumlarını kendi özgür iradesiyle oluşturmakta ve müftüleri seçim yoluyla görevlendirmekteydi. 1984 yılından itibaren Yunan Hükûmeti, Türk azınlığa danışma gereği duymadan tek taraflı olarak müftü ataması yapmaya başlamış ve Türk azınlığa kendi müftülerini seçme hakkı veren 2345 sayılı Yasa'yı yürürlükten kaldırarak müftülerin atama yoluyla iş başına getirilmesini öngören 1920 sayılı Yasa'yı yürürlüğe koymuştur. Bu şekilde Atina Anlaşması'nı da ihlal eden Yunanistan, 590/1977 sayılı Yasa'yla, Yunan kilisesine tanıdığı metropolitleri, 2456/1920 sayılı Yasa'yla Yahudi cemaatlerine tanıdığı yöneticilerini ve hahamlarını seçme hakkını Türk azınlığından esirgeyerek, azınlıklara diğer vatandaşlara tanınan hakların tamamının tanınacağına dair Lozan Anlaşması'nın amir 40'ıncı maddesini de ihlal etmektedir. Yunan Hükûmetinin Müslüman topluluğun müftülerinin atanması konusundaki tutumu, Türk azınlığın insan haklarının ihlalini gösteren en utanç verici örneklerden birisidir.

Hâlihazırda İskeçe ve Gümülcine'de ikişer müftü bulunmaktadır. Bunlardan biri, Yunan Hükûmetince, tüm anlaşmalar hilafına yasa dışı olarak atanmış, diğeri de Türk azınlık mensuplarınca anlaşmalara uygun olarak, yasal olarak seçilmiş müftüdür. Seçilmiş müftüler, müteaddit defalar müftü unvanını yazılı olarak kullandıklarından dolayı "makam sahtekârlığıyla" itham edilmişler ve mahkeme önüne çıkarılarak hüküm giydirilmişlerdir. Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif'e karşı yapılan idari işlemlerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin düşünce,

52

 

 

 

 

 

din ve kanaat özgürlüğüne dair 9'uncu maddesinin ihlali olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tespit edilmiş ve Yunan Hükûmeti mahkûm ettirilmiştir.

Türk azınlığın yaşadığı önemli bir sıkıntı kaynağı da, kendi vakıflarının yönetiminde Lozan Anlaşması'na aykırı olarak etkin olamamalarıdır. Lozan Anlaşması'nın 40'ıncı maddesi uyarınca, Batı Trakya Türk azınlığın, giderlerini kendileri karşılamak üzere, her türlü hayır kurumları, dinsel ve sosyal kurumları ve her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olmaları öngörülmüştür. Türk azınlığın bu hakları, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak yapılan çeşitli kanun değişiklikleriyle ve uygulamada çıkarılan zorluklarla Türk azınlık tarafından kullanılamaz hâle getirilmiş ve Türk azınlıkların vakıflardaki kontrolü Yunan idaresinin tasarrufuna bırakılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1955 tarihinde çıkarılan ve 1998 yılına kadar yürürlükte kalan Yunan Vatandaşlık Kanunu'nun 19'uncu maddesi, Yunan hükûmetlerinin bölgenin etnik kompozisyonunu değiştirmek hususunda kullandıkları en önemli araç olmuştur. Bahse konu bu maddeye göre "Yunan olmayan kökenden bir kişi, geri dönme niyeti olmaksızın Yunanistan'dan ayrılırsa bu kişinin Yunan vatandaşlığını yitirdiğine hükmedilebilinir. Bu hüküm, yurt dışında doğmuş ve oturmakta olan Yunan olmayan etnik kökenli kişilere de uygulanır. Ana babasından ikisi birden veya hayatta olanı vatandaşlığını yitirmiş olan reşit olmayan çocuklardan yurt dışında yaşayanlar da vatandaşlığını yitirmiş olarak ilan edilebilir. Vatandaşlık Konseyinin aynı yönde alacağı karara dayanarak, bu konuda, İçişleri Bakanı hüküm verir." denilmektedir.

Batı Trakya Türk azınlığın mensuplarını vatandaşlıktan çıkarmak için kullanılan bu madde, Yunan vatandaşları arasında etnik kökenlerini kıstas alarak "Yunan asıllı olanlar ve olmayanlar" şeklinde ayırım yapmaktaydı. Bu maddeyle vatandaşlıktan ıskat edilenler, kendilerine bir tebligat dahi yapılmadan, keyfî biçimde vatandaşlıktan çıkarılmışlardır. Soydaşlarımız, vatandaşlıktan çıkarıldıklarını sınır kapılarında öğrenmiş, haklarında alınan karara itiraz edebilmeleri için Yunanistan'a giriş yapmalarına dahi izin verilmemiştir.

Bu şekilde Yunan vatandaşlığı kaybettirilen soydaşlarımızın sayısının 60 bin civarında bulunduğu tahmin edilmektedir. 11 Haziran 1998 tarihinde, Yunanistan Parlamentosu, Vatandaşlık Yasası'nın 19'uncu maddesini iptal etmiştir. Bununla birlikte, Yunan Hükûmeti, binlerce vatansız soydaşımızın beklentilerinin aksine, yasa iptalinin geriye dönük etkisi olmadığını, yani, vatansız soydaşlarımızın gasbedilen vatandaşlıklarının iade edilmeyeceğini açıklamıştır. Irkçı bir zihniyetin ürünü olan böyle bir yasa maddesi, Avrupa'nın göbeğinde elli üç yıl yürürlükte kalmıştır. Bu kanun yüzünden, bugün, yaklaşık 6 bin Batı Trakyalı Türk vatansız duruma düşmüştür.

Lozan Anlaşması'nın resmî verilerine göre, Batı Trakya Türk azınlığı, 1920'lerde toprağın yüzde 84'üne sahipti; ancak, bu oran, günümüzde yüzde 20'li oranlara düşmüştür. Bunun nedeni, Yunan Hükûmetinin, Yunan vatandaşlarının bölgeden toprak alması için gösterdiği kolaylıklar ve ayrılan kotalar, Türk topraklarının kamulaştırılması, arazilerinin birleştirilmesi uygulaması, Osmanlı toprak dağılımının ve mülkiyetlerinin tanınmaması ve Sovyetler Birliği'nden getirilen Yunan göçmenlerin yöreye yerleştirilmesidir. Kamulaştırılmanın nasıl adil olmayan bir şekilde yapıldığı oranlara bakılarak anlaşılabilir. Kamulaştırılan arazilerin yüzde 80-90'ı Türklere, sadece yüzde 10 ila 20'si Yunanlılara aittir.

Osmanlı'dan gelen topraklar meselesinde de Yunan otoritelerinin ayrımcı politikaları göze çarpmaktadır. Devlet Osmanlı tapusunu eğer söz konusu arazi bir Yunanlı çiftçiye aitse tanımakta iken, aynı haktan Türk çiftçileri yararlandırılmamaktadır. Bu şekilde 1974 yılında İskeçe'nin İnhanlı nahiyesindeki 1.800 hektar arazi Yunan Devlet Malları Konseyi tarafından kamulaştırılmıştır. Gerekçe ise, üzerindeki sahipliğin 1872 tarihli Osmanlı tapusu dışında başka bir belgeye dayanmamış olmasıdır.

1990 yılına kadar Türklerin bölgedeki toprakları üzerindeki hakları önemli ölçüde kısıtlanmıştır. 1938 yılına ait 1366 sayılı Kanun, Batı Trakya'yı sınır bölgesi olarak nitelendirmiş ve bu bölgedeki toprakların Yunan asıllı olmayanlara satılmasını yasaklamıştır. Bu konudaki haksız uygulamalar Avrupa Konseyinin ilgisi buraya çekilene kadar sürmüştür. Konsey, bu uygulamaların Avrupa Birliğinin insanlarının, hizmetlerin ve sermayenin hareket özgürlüğü ve aynı zamanda mülkiyet hakkıyla ilgili normlarına aykırı olduğu yönünde karar almış ve Lüksemburg mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme de bu uygulamayı Roma Anlaşması'nın 52'nci maddesine aykırı bulmuştur. Bunun üzerine, Yunanistan, 31 Ağustos 1990'da 1892 sayılı yeni bir kanunu yürürlüğe koymuştur. Ancak hâlâ eski kanunda olduğu gibi bölgede toprak alımı için devlet izni gerekmektedir.

Batı Trakya Türklerinin siyasete katılımı ve siyasi örgütlenmesi hususunda da büyük kısıtlamalar mevcuttur. Batı Trakya bölgesinde nüfus olarak büyük öneme sahip olan Türk azınlık, siyasi alanda çok aktif bir çizgi izleyememektedir. Azınlığın yönetime katılmasını engellemek isteyen Yunanistan, bağımsız azınlık adayların seçimini çeşitli düzenlemelerle engellemektedir. Bu kapsamda, 1993 yılında getirilen düzenlemeyle, milletvekili seçilebilmek için, bağımsız adaylar dâhil olmak üzere, tüm adayların ülke genelinde geçerli oyların yüzde 3'ünü alması öngörülmüştür. Yaklaşık 200 bin rakamına tekabül eden bu yüzde 3'lük baraj uygulaması, nüfusu 120 bin civarında ve oy kullanacak kişi sayısı 50 bin civarında olan Türk azınlığın siyasi iradesini engellemeye yönelik bir uygulamadır.

53

 

 

 

 

 

1993'teki genel seçimlerde ilk kez uygulanan baraj sistemi, beklendiği gibi, bağımsız azınlık adaylarının milletvekili seçilmelerini engellemiştir. Bu gelişme, azınlık mensuplarının parlamentoya ancak bir siyasi partinin adayı olarak girmelerini zorunlu kılmıştır.

Diğer taraftan, Batı Trakya Türk azınlığının siyasi hayata katılımı yolunda önemli bir adım olan Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi girişimi, parti önderi Doktor Sadık Ahmet kişiliğinde kısa dönemde ses getirmiş idi. Sadık Ahmet, bağımsız listeden milletvekili seçildiği 18 Haziran 1989 seçimleri ardından azınlık içindeki etkinliğini artırmıştır. 13 Eylül 1991 tarihinde kurmuş olduğu Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi aracılığıyla azınlık sorunlarını gündeme getiren Sadık Ahmet, 24 Temmuz 1995 tarihinde, geçirdiği şüpheli bir trafik kazası sonucu, maalesef, hayatını kaybetmiştir.

Azınlığın siyasi etkinliğinin azaltılması amacıyla uygulamaya konulan bir diğer yöntem ise, il, belediye ve nahiyelerin birleştirilmesi uygulamalarıdır. Mart 1997'de Belediye ve Nahiyelerin Birleştirilmesi Yasa Tasarısı'yla köy ve nahiyeler birleştirilerek yeni nahiyeler oluşturulmuş, özellikle azınlığın yaşadığı bazı köy ve nahiyelerin idari açıdan Yunan nüfusunun ağırlıklı olduğu köy ve nahiyelerle birleştirilmesi sağlanarak, azınlığın seçilme şansı bir kez daha kısıtlanmıştır.

Batı Trakya Türklerinin yaşamakta olduğu sıkıntıların sadece bu kadarla sınırlı olmadığı herkesin malumlarıdır. Batı Trakya…

Daha sınırlı zamanımız içinde bu kadarlık bir kısmı ifade etme imkânı bulabildim. Yunanistan'ın uyguladığı politikaları ve amaçlarını özet olarak bir kez daha belirtmek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gaydalı.

EDİP SAFDER GAYDALI (Devamla) - Yunanistan, Türk azınlığını farklı etnik kökenlere bölerek "homojen olmayan bir topluluk" olarak tanımlayarak azınlık mensupları arasındaki birliği parçalamaya çabalamaktadır. Dinî kimliği tanıyıp Türklük kimliğini tanımayarak soydaşlarımızın Türkiye'yle bağlarının zayıflatılması hedeflenmektedir. Batı Trakya Türklerinin ekonomik gelişmesini engelleyerek, sosyal güvenlik ve dayanışmalarını sarsarak, göçü özendirerek bölgenin tamamen Yunanlaştırılmasına gayret edilmektedir.

Yine, Batı Trakya'da taşınmaz mal edinimlerini denetleyerek ve kamulaştırmalar yoluyla Türklerin toprak sahibi olmalarını engelleyerek esas uğraş alanları çiftçilik olan Türkleri göçe zorlamaktadırlar.

Yunanistan'ın Avrupa Birliğine girmesinden sonra Batı Trakya Türkleri bazı haklarını geri kazanarak belli bir rahatlama sürecine girmiştir. Avrupa Birliği kendi standartlarını Batı Trakya'ya yerleştirmek için Yunanistan'a baskı yapmaktadır. Fakat, görülen o ki, Yunanistan, bazı hukuki düzenlemelerini Avrupa Birliği baskısıyla değiştirmek zorunda kalsa da, uygulamalarıyla, Türk azınlığı asimile faaliyetlerinden vazgeçmediğini göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Batı Trakya meselesi aynı zamanda Türkiye'nin ve Türk milletinin bir davasıdır. Tarihsel misyonumuz ve soydaşlık bağımız, bizlere, Türkiye Cumhuriyeti'ne, Batı Trakya Türklerinin yaşadıkları sorunların çözümü ve varlıklarının devam ettirilebilmesi için ağır sorumluluklar yüklemektedir.

Batı Trakya, bölgenin istikrarı ve Türkiye'nin güvenliği açısından, Kıbrıs gibi önemli bir konumdadır. Bu bakımdan, Türkiye, bu davayı her zaman gündemde tutmalı, gerçekleri dünya kamuoyu önünde sık sık getirmelidir. Şurası hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, Türkiye'nin bu ve benzeri konularda tavizler vererek sonuç alması mümkün değildir. Zaten, bu sorunların verilen tavizlerin sonucunda ortaya çıktığı da bir gerçektir.

Batı Trakyalı soydaşlarımızın yaşadıkları ekonomik sıkıntıların azaltılabilmesi için, Türkiye, Batı Trakya'da mutlaka bir banka şubesi açmalıdır. Batı Trakya'da üretilen tütün ve pamuğun alımı yapılmalı, seracılık teşvik edilmelidir. Bölgenin ekonomik olarak güçlenmesi ve bu sayede ekonomik yetersizlik sebebiyle oluşan göçlerin önüne geçilebilmesi için, Türkiye'nin, bölgenin üretim ve ticaretinin canlanması için mümkün olduğunca doğrudan veya şartlara göre, Türk firmaları aracılığıyla, dolaylı olarak bölge ekonomisini desteklemesi gerekmektedir.

Batı Trakya'da azınlığın şirketleşmesi teşvik edilmeli, iş adamlarımızın Yunanistan'la yapacakları ithalat ve ihracat öncelikle bu şirketler vasıtasıyla yapılmalı ve böylece, azınlığın ekonomik hayat standartları mutlaka yükseltilmelidir.

Batı Trakyalı soydaşlarımızın eğitimi, hiç şüphesiz, yaşanan sıkıntıların aşılmasında, uzun vadede belirleyici bir çözüm olacaktır. Eğitimin iki noktada önemli sonuçları olacaktır: Birincisi Türk kimliğinin yaşatılması şuurunun gelecek nesillere aktarılabilmesi, ikincisi de Türk kimliğini kaybetmeden Batı Trakyalı Türklerin etkili makamlara gelebilmelerinin sağlanmasıdır. Ayrıca, Batı Trakya Türklerinin davası ancak bu toplum içinden çıkan aydınlarca en iyi şekilde savunulabilir. Bu bağlamda, Batı Trakyalı Türk gençlere sağlanan çeşitli burslarla, bu gençlerin Avrupa üniversitelerinde lisans sonrası eğitim alabilmelerinin imkânlarının sağlanması son derece faydalı olacaktır. Türk üniversitelerinin ve Batı Trakya Türklerinin kültürel varlıklarının geleceğe iletilmesi için, Batı Trakya tarihi, coğrafyası ve kültürel hayatıyla ilgili akademik çalışmalar mutlaka yapılmalıdır.

54

 

 

 

 

Batı Trakya Türkleri davasının bilimsel bir zeminde de savunulabilmesi, gerekli lobi çalışmalarına bilimsel desteğin sağlanabilmesi için Türk üniversitelerinde Yunanca diline, tarihine vâkıf uzmanlar yetiştirilmesi de son derece faydalı olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin dış Türkler politikasının kapsamlı ve koordineli olması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu koordinasyonun bugünkü devlet kurumlarıyla sağlanması imkânsızdır. Dış Türkler bakanlığının kurulması, Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük hedeflerini takip edebilmesi için de elzemdir. Elçiliklerimizdeki müşavirliklerimiz birbirleriyle kopuk ve ortak hedef için kendi alanlarında hazırlanmış bir programdan yoksundur. Dış Türklerle ilgili yapılması gerekenler, sadece diplomasi ve iktisadi faaliyetler, sadece kültürel faaliyetler, sadece eğitim faaliyetleri de değildir. Lazım olan, bütün bunların genel bir politika çerçevesinde koordine edilmesi ve yönetilmesidir. Umarım dış Türkler bakanlığının kurulduğunu görme bahtiyarlığını hep birlikte yaşarız.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinize en derin saygılarımı arz ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gaydalı.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdullah Gül, bir hususun tutanaklarda düzeltilmesi için yazılı bir talepte bulunmuştur. Okuyup, arkadaşlarımın not almasını istirham ediyorum.

"Sayın Başkan, konuşmamda, soydaş öğrencilere Yunan üniversitelerinde sağlanan yüzde 5'lik kontenjan, dil sürçmesi olarak yanlış söylenmiştir. Doğrusu binde 5'tir. Tutanaklarda düzeltilmesini arz ederim." diyor. Arkadaşlarımın bu hususu dikkate almalarını ben de istirham ediyorum, Sayın Bakanıma da teşekkür ediyorum.

Gruplar adına son konuşmacı, AK Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Mustafa Dündar.

Sayın Dündar, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA DÜNDAR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinde Batı Trakya Türk azınlığı hakkında iktidar ve ana muhalefet partilerinin ortaklaşa vermiş oldukları genel görüşme önergesi üzerine AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Konuşmama başlamadan önce, Kurban Bayramı'nda trafik kazasında hayatlarını kaybeden Cumhuriyet Halk Partisi Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz'e, eski bakanlarımızdan Mustafa Taşar'a, bu sırada, bugünkü uçak kazasında hayatlarını kaybeden ve gerek trafik kazası ve gerekse başka nedenlerle ölen vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, geride kalanlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Yine, bugün Batı Trakya hakkında genel görüşme yapıyoruz. Bu vesileyle, Batı Trakya'ya hizmeti geçen ve ebediyete irtihâl edenlere, Sadık Ahmet'e, Mehmet Emin Aga'ya Allah'tan rahmet diliyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde Batı Trakya Türkleri hakkında genel görüşme yapılacağını duyan Batı Trakya Türkleri ve Batı Trakya dışına göç edenlerin kurmuş oldukları derneklerin temsilcileri beni arayarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu girişiminden dolayı duydukları memnuniyeti ifade etmişlerdir. Ben de onların bu duygularını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bugünkü Batı Trakya hakkındaki genel görüşme oturumu tarihî bir olaydır. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisini sadece Türkiye değil, Batı Trakya izlemektedir, Yunanistan'dan dünyanın dört bir yanına göç edenler izlemektedir. Ben de onlar adına, iki partinin vermiş oldukları önergelerin sahiplerini ve bu önergenin gündeme alınmasına vesile olan AK Parti ve CHP Gruplarına teşekkürlerimi sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin Batı Trakya Türk azınlığı gündemli genel görüşme önergesiyle ilgili yapacağım konuşmama "azınlık" kavramı üzerinde durarak başlamak istiyorum.

Türkiye'nin Avrupa ile müzakerelerinin en sıkıntılı konularından biri, hatta başında gelen azınlıklar konusu, ilginçtir ki, Avrupa Birliğinin kendisi de bu soruna bir çözüm bulabilmiş değildir. Buna rağmen, yine de Avrupa Birliğinden gelen bazı yetkililerin, Türkiye'deki azınlıkların statüsünün uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş olmasına rağmen kendi kafalarına göre azınlık üretmek istemeleri de Türk insanının haklı tepkisine neden olmaktadır.

Azınlık haklarıyla ilgili birçok uluslararası belge olmasına rağmen azınlık tanımı yapılmamış ve yapılmamış olmasından dolayı da anlaşmazlığın asıl nedeni de burada oluşmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak Avrupa Birliği kendine, Avrupa Konseyinin oluşturduğu ilkeleri, Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı belgelerini referans almaktadır. Avrupa Birliğinin, azınlık konusunda, gerek yazılı metinler ve gerekse uygulamalar ile net bir azınlık politikasının olmadığını görmekteyiz. Fakat, buna rağmen Avrupa'dan gelen parlamenterlerin, azınlık konusunda, hiçbir yasal ve haklı dayanağı olmayan talepleri karşısında bizler hep savunma pozisyonunda kalmaktayız. Bizler, bu konuda, Avrupa Birliği içerisindeki azınlıklar ile ilgili olumsuzlukları gündeme getirerek azınlıklar konusunda Türkiye'ye karşı ön yargılı davranılmasının önüne geçmeliyiz.

55

 

 

 

 

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesine göre, o devlette farklı gruplar varsa ve bunlara azınlık statüsü tanıyıp tanımamak tamamen ulus devletin yetki alanındadır. Türkiye, Lozan Anlaşması'na göre, gayrimüslim vatandaşlarının azınlık olduğunu kabul etmiş, bunun dışında Türkiye'de başka bir azınlık kabul etmemiştir.

Azınlıkların haklarını düzenleyen çeşitli uluslararası belgeler olmasına rağmen, üzerinde anlaşma sağlanmış bir azınlık tanımı olmadığını yukarıda belirttim. Herhâlde devletler, egemenlik haklarının tehlikeye gireceği endişesi içinde kendilerini yükümlülük altına sokacak evrensel tanımlardan kaçınmışlardır. Bunun sonucu, bazı devletler, azınlık haklarıyla ilgili uluslararası sözleşme imzalarken "azınlık" kavramını nasıl tanımladıklarını ve hangi grupları azınlık olarak kabul ettiklerini belirten beyanlarda bulunmaktadırlar.

Avrupa Birliği, Avrupa Birliğine katılım için 1993 Kopenhag kriterlerinde azınlık haklarıyla ilgili olarak çerçeve sözleşmesinin nasıl uygulandığının önemli bir etken olacağını açıklamıştır. Fakat, Belçika, Fransa, Yunanistan, Lüksemburg ve Hollanda gibi üye ülkeler sözleşmeyi onaylamamış, Danimarka ve daha düşük bir düzeyde Almanya, çerçeve sözleşmesini bazı sınırlamalar içeren bildirgeler eklemek koşuluyla onaylamayı kabul etmişlerdir. Bu durum, eski Avrupa Birliği üyeleri için böyleyken, yeni aday ülkelerden çerçeve sözleşmesinin imzalanmasının istenmesi, Avrupa Birliği içerisinde eski ve yeni üyeler arasında çifte standart uygulandığının açık bir göstergesidir. Bütün aday ülkelerin imzalaması şart koşulan çerçeve sözleşmesine, Belçika, Fransa, Yunanistan ve Hollanda'nın dâhil olmaması kabul edilebilir bir durum değildir. Nitekim, Yunanistan'da Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının yaşamış olduğu sorunların temelinde bu çifte uygulamanın olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Dünya çapında insan hakları ve özgürlükler konusunda gösterilen hassasiyet ve önemin arttığı günümüzde, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı üyesi olan Yunanistan'ın, Avrupa Konseyi sözleşmelerine taraf olan Yunanistan'ın, 1981 yılından beri Avrupa Birliği üyesi sıfatını taşıyan Yunanistan'ın, demokrasinin beşiği olduğu söylenen Yunanistan'ın, bu değerlere, özellikle Batı Trakya Türk azınlığına karşı gösterdiği tavır düşündürücüdür.

Yunanistan'ın devlet politikası hâline gelen azınlıklara yönelik etnik arındırma uygulamaları, Yunanistan'ın azınlığa bakış açısının bir göstergesidir. Bunun en açık örneği "Türk" kelimesinin kullanılmasında kendini göstermektedir. "Türk" ibaresi olan "Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği, Gümülcine Türk Gençler Birliği, İskeçe Türk Birliği" gibi birlikler, dernekler, isminde "Türk" kelimesi olduğu gerekçesiyle kapatılmıştır. Yine, adında "Türk" ibaresi yer aldığı için Rodop İli Türk Kadınlar Kültür Derneğinin kuruluşuna da izin verilmemiştir. Yine, Evros Azınlık Gençleri Derneğinin de, isminde "azınlık" kelimesi geçtiği gerekçesiyle tescil edilmediği son gelen haberler arasındadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Batı Trakya Türklerinin, azınlık oldukları için vatandaşlıktan çıkarıldıklarını görüyoruz. 1998 yılında yürürlükten kaldırılmış olan Yunan Vatandaşlık Yasası'nın 19'uncu maddesine ilişkin Avrupa Konseyi Irkçılığı ve Ayrımcılığı Önleme Komitesinin 27/6/2000 tarihli raporu vardır. Bu rapor, Yunanistan'a, bu maddeden dolayı mağdur olanlara vatandaşlık haklarını geri almada kolaylık sağlamasını önermektedir. Yine aynı komisyonun 8 Haziran 2004 tarihli raporunda ise, söz konusu maddeye dayanarak, Yunan vatandaşlığından çıkarılanların 60.004 kişi olduğu tespit edilmiştir. Bunlarla ilgili olarak da geriye dönük mağduriyetleri giderecek Yunanistan, bugüne kadar herhangi bir düzenleme yapmamıştır. Bununla birlikte, Yunanistan'da yaşayan az sayıda vatansız kişilerin vatandaşlığa tekrar kabul edilmeleriyle ilgili yeni gelişme olarak 59 kişinin vatandaşlıklarının iade edileceği haberlerini almaktayız, fakat, bunun, sorunun çözümü için yeterli bir gelişme olmadığı da ortadadır.

Vatandaşlıktan ıskat edilenlerin sorunları, sadece bir ülke vatandaşlığını kaybetmekle sınırlı kalmamaktadır. Iskat neticesi, bu kişilerin sosyal ve ekonomik çıkarları da ortadan kaldırılmıştır. Vatandaşlıktan silinmeyle ilgili olarak, Yunanistan'da yaşamasına veya başka ülke vatandaşlığının alınmasına bakılmaksızın bu kişilerin vatandaşlık haklarının verilmesi konusu, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konudur. Bu kişilerin vatandaşlıkları iade edilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anlaşmalarda, kanunlarda çerçevesi belirlenmiş olan Batı Trakya'daki "müftülük" makamı, kuralların uygulanmamasından dolayı Müslüman Türk toplumunun kanayan yarasıdır. Batı Trakya'da, müftülük, temel bir müessesedir. Müftülerin dinî görevleri yanında yargısal görevleri de vardır, verilen kararlar Yunan makamları tarafından da tanınmaktadır. Lozan Anlaşması'na göre, Batı Trakya Türklerine, müftülerini özgür iradeleriyle seçme hakkı tanınmıştır. 1990 yılı sonuna kadar, müftüler, cemaat tarafından seçilmiştir. Ancak, bu uygulama keyfî bir kararla iptal edilmiş, Gümülcine ve İskeçe Müftülüklerinin başına Yunanlı yöneticilerin tayin ettiği ve azınlık tarafından onaylanmayan müftüler getirilmiştir. Yunan Hükûmeti tarafından haklarında davalar açılan seçilmiş Gümülcine ve İskeçe Müftülerimiz İbrahim Şerif ve rahmetli Mehmet Emin Aga, vermiş oldukları hukuk mücadelesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşımışlar ve görülmekte olan dört dava da seçilmiş müftülerimizin lehlerine sonuçlanmıştır. Verilen bu kararlar da göstermektedir ki, Avrupa

56

 

 

 

 

 

 

 

Birliği vatandaşı olan Batı Trakya Türk azınlığının, başka alanlarda olduğu gibi, dinî özgürlükler alanında da, temel insan ve azınlık haklarından mahrum bırakıldıklarını açıkça ortaya koymaktadır.

Güncel bir konu olarak, Hakk'ın rahmetine kavuşan İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga'nın yerine Kurban Bayramı'nın birinci günü seçim yapılmıştır ve bu seçim ile yeni müftü Ahmet Mete olmuştur. Ahmet Mete'yi yeni görevinde tebrik ediyorum ve kendisine, faziletli görevinde üstün başarılar diliyorum. Müftülük sorununun çözümünde de bu yeni seçimin bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Batı Trakya'daki müftülük konusundaki çift başlılığa son vermek için, Batı Trakya Müslüman Türk Cemaati tarafından seçilen müftünün tanınmasının, sorunların çözümü için bir başlangıç olacağını ümit etmekteyim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeni Vakıflar Kanunu Tasarısı görüşülürken, Avrupa Birliğinin, tüm dikkatlerini Türkiye'deki cemaat vakıflarıyla ilgili yapılacak düzenlemelere çevirdiği o günün basınındaki haberlerde yer almıştı. Resmî kayıtlara göre, Lozan Anlaşması imzalandığında, 1920 yılında, Batı Trakya'daki Türk nüfusunun oranı yüzde 65 iken, bu oran, bugün, yüzde 35'e düşmüştür; toprakların da yüzde 84'ü Türklere ait iken, şimdi, bu oran, yüzde 25'e gerilemiştir. Lozan Anlaşması'na göre, Batı Trakya'daki Müslüman Türk Cemaati kendi vakıflarını idare etme ve yöneticilerini seçme hakkına sahiptir. Buna rağmen, bugün, vakıflar kendi yönetimini seçememekte ve ehliyetsiz atamalarla idare edilmektedir. Geçmişte, çeşitli bahanelerle ve satın almalar yoluyla pek çok vakıf emlaki azınlığın elinden çıkarılmıştır. Bugün, vergi borcu, faiz ve gecikme tazminatı gibi çeşitli nedenlerle vakıf mallarına ipotek konulmaktadır. Buna mukabil İstanbul'daki Rum azınlık ise vakıf yöneticilerini kendileri seçebilmektedir, azınlık vakıfları taşınmaz mal edinebilmektedirler ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilmektedirler.

Bugün, Batı Trakya'yı konuşuyoruz. "Vakıf mülkleri" derken, sadece Batı Trakya'daki vakıf mülklerini anlıyoruz; fakat, tüm Balkanlar'da, azımsanamayacak oranda Türk vakıfları vardır. Batı Trakya dışında, Yunanistan genelinde Türk vakıfları bulunmaktadır, fakat, bu vakıflar emlakinin bugünkü durumu meçhuldür.

Batı Trakya'da müftülük ve vakıflar birbiriyle yakın ilgisi olan kurumlardır. Müftülük ile vakıfları birbirinden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir, iki kurum birbirinin tamamlayıcısıdır. Yönetim, bu iki kurum için, anlaşmalara aykırı yasalar çıkarmış, kararlar almıştır. 1980 yılında vakıflar ile ilgili olarak çıkarılan 1091 sayılı Yasa, yine 1990 yılında müftülükler ile ilgili olarak alınan kararlar hem Lozan Anlaşması'na hem de Atina Anlaşması'na aykırıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Batı Trakya'da tarihî eserlerle ilgili olarak da sıkıntılar vardır, birçok tarihî eser harap vaziyettedir, bakımları yapılmamaktadır. Camilerin onarılmasına izin verilmemektedir. Türklere ait mezarlıklara da saygısızca davranılmakta, mezar taşları faili meçhul kişilerce kırılmaktadır. Şu son iki-üç yıl içerisinde, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Karma Parlamento Komisyonları da, Batı Trakya'ya yapmış oldukları gezilerde bu durumları tespit etmişlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Batı Trakya Türklerinin en önemli sorunlarının bir diğeri de eğitim konusudur. Lozan Anlaşması'nın 40'ıncı maddesi, Müslüman Türk azınlığa, masrafları kendilerine ait olmak üzere, ana dilinde eğitim yapacak öğretim kurumları kurmak hakkını tanımaktadır. 41'inci maddesi ise, Yunan Hükûmetine, Müslümanların çoğunlukta bulundukları bölgelerde ilkokul eğitimi yapacak Türk çocukları için okullar açılmasını öngörmektedir. Oysa Yunanistan, 1976 ve 1977'de çıkardığı iki kanunla Türk okullarını kendi gözetimine almış, okullara kendi politikası doğrultusunda yetiştirdiği Selanik Pedagoji Akademisi mezunu öğretmenleri atamış, azınlık mensubu formasyonlu öğretmenlere görev vermemiştir. Eğitim gibi önemli bir konuda çözüm olarak bugün Türkçe dersinin seçmeli ders olarak okutulması kararı, Batı Trakya'daki eğitim yarasının kapanmasına merhem olamaz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Batı Trakya Türklerinin bu sorunlarının Avrupa Birliği gündemine getirilmesi gerekmektedir, bu sorunların uluslararası komisyonlarda gündeme getirilmesi gerekmektedir. Türkiye'ye dışarıdan birçok yabancı parlamenter gelmektedir. Aynı şekilde, bu yabancı parlamenterlerin Batı Trakya'ya gitmeleri de sağlanmalıdır. En son, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Başkanı Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Murat Mercan'ın misafiri olarak Avrupalı bir parlamenter Türkiye'ye gelmiş, buradaki azınlıkları incelemiş, fakat, buna mukabil, Batı Trakya'ya diğer ziyaret gerçekleşmemiştir. Bunu da Batı Trakya insanı, bir an önce karşılık olarak beklemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki ülke arasında var olan bu sorunlara rağmen, son dört yılda, ikili ve Avrupa Birliği çatısı altında ilişkilerde çok olumlu gelişmeler gözlemlenmektedir. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan ziyaretleri, Dışişleri Bakanımızın yaptığı ziyaretler, hükûmetler arası iyi ilişkiler, iki ülke başbakanlarının diyaloğu, bölgeye Türkiye'den sık sık yapılan ziyaretler, ekonomik göstergelerin her yıl iyiye gitmesi ve ticaret hacminin artması olumlu gelişmelerin göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, Batı Trakyalı kardeşlerimiz öncelikle, ilk defa Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının Batı Trakya'yı ziyaretlerinden ziyadesiyle memnun kalmışlardır. Yine, ilk defa resmî bir Türk heyeti, 22'nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi heyeti olarak Karma Parlamento Komisyonunun ziyareti, daha sonra Avrupa

57

 

 

 

 

 

 

Birliği Uyum Komisyonunun ziyareti onları memnun etmiş ve onlara heyecan katarak, moral ve destek vermiştir. Hiçbir dönemde Batı Trakya'ya bu kadar yoğun ziyaret gerçekleşmemiş ve hiçbir dönemde Batı Trakya konusu bu kadar gündeme gelmemiştir.

İkili ilişkilerin gelişmesi nasıl ki birçok yöne yansıyorsa, pek tabii ki, Batı Trakya Türklerinin sorunlarının çözümüne de gelişen ikili ilişkiler katkı sağlayacaktır. Nitekim, dün Yunanistan basınında yer alan haberlere göre, Yeni Demokrasi Hükûmetinin Batı Trakya azınlığı hakkında yeni adımlar, yeni açılımlar yapmayı amaçladığını yazmaktadır. Bu açılımları, iyi ilişkilerin azınlık sorunlarının çözümüne de yansıyacağı şeklinde yorumlamaktayız ve bu açılımları olumlu gelişmeler olarak görmekteyiz. Aynı zamanda, bu gelişmeleri son dört yılda sürdürülen iyi ilişkilerin bir yansıması olarak görmekteyiz.

Bu süreçle, gelinen bu noktayla, soydaşlarımızın sorunlarının Avrupa Birliği normlarına uygun bir şekilde çözüme kavuşturulacağı kanaatini taşıyoruz.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle genel görüşmenin ülkemize, Batı Trakya Türklerine hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Dündar, teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, gruplar adına görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, önerge sahipleri adına, birinci imza sahipleri olarak veya yetkili olarak konuşacak iki konuşmacı vardır.

Önerge sahipleri adına konuşacak arkadaşlara da, konuşma süreleriyle ilgili olarak üç dakika ek süre vereceğimi şimdiden ilan ediyorum kendilerine.

İlk konuşmacı, İstanbul Milletvekili Onur Öymen.

Sayın Öymen, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Batı Trakya Türklerinin durumu konusunda bir genel görüşme yapma önerisini biz defalarca gündeme getirmiştik. Bugün, nihayet bu önerimizin Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından da benimsenmiş olmasını memnuniyetle karşılıyoruz, çünkü, biz, Batı Trakya Türklerinin sorununu bir millî dava olarak görüyoruz, iktidarla muhalefetin bu konuda görüş birliği içinde, dayanışma içinde olmasının ülkemizin çıkarları açısından özel bir önem taşıdığına inanıyoruz.

Bu vesileyle, Batı Trakya Türklerinin haklarının yılmaz savunucusu, rahmetli Gümülcine Milletvekili Sadık Ahmet'in değerli eşi Işık Ahmet'in de bu toplantıyı izlediğini biliyoruz, kendisine saygılar sunuyoruz; aynı zamanda Batı Trakya derneklerinin yöneticilerini de selamlıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, benden önceki çok değerli konuşmacılar ve Sayın Dışişleri Bakanımız, Batı Trakya sorunlarının pek çok yönünü anlattılar, onları tekrarlamak istemiyorum, onların anlattığını tekrarlamak istemiyorum; yalnız bir hususa dikkat çekmek istiyorum: Batı Trakya meselesi Yunanistan'ın sadece Batı Trakya'ya özgü bir yaklaşımından kaynaklanmıyor. Batı Trakya meselesi, Yunanistan'ın genel olarak azınlıklar konusundaki olumsuz politikasının bir ürünüdür.

Bizim sorunumuz, yalnız Batı Trakya'da değil -başka vesilelerle de söyledik- On İki Adalar'da yaşayan soydaşlarımız da aynı sıkıntıyı çekiyor. Rodos'ta 3 bin soydaşımız var, bunların yedi tane Türk okulu vardı, bugün bir tane yok. Acaba, niçin yok? Acaba, niçin yok? Çünkü, bunların varlığını, bir azınlığın varlığını Yunanistan içine sindiremiyor.

Değerli arkadaşlar, acaba, sadece Türk azınlığıyla mı ilgilidir bu sorunlar? Hayır, değildir. Bu sorunlar, aynı zamanda, başka kökenden gelen Yunan vatandaşları için de vardır. Mesela, Makedon kökenli vatandaşlarına da Yunanistan aynı kısıtlayıcı politikaları uygulamaktadır.

Makedonlar, Florina kentinde 8 Ekim 1995 yılında bir siyasi parti kurdular, "Gökkuşağı Partisi" diye. Sonra ne oldu? Sonra şu oldu: Size Helsinki Federasyonu raporundan bir cümle okuyayım: "14 Eylül 1995 tarihinde Gökkuşağı Partisinin Florina'daki merkezi tamamen yakılmıştır." Ondan bir gün önce, belediye başkanlığının öncülüğünde polis ve bir grup Yunanlı partinin tabelasını sökmüşlerdir. Bu şiddet eylemine başvuranlar hakkında hiçbir soruşturma açılmamış, parti kuranlar hakkında Yunanistan'da bölücülük yaptıkları için soruşturma açılmıştır. Bunlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmişlerdir, Yunanistan'ı mahkûm ettirmişlerdir, ama Yunanistan, politikasını değiştirmemiştir.

İşte, bizim Batı Trakya'daki sıkıntılarımız sadece oradaki Türklere yönelik davranışlardan kaynaklanmıyor. Yunanistan'ın genel olarak azınlıklara tahammül etmeyen politikasından kaynaklanıyor. Çünkü, Yunanistan'da bir Mevlânâ yetişmemiştir, bir Yunus Emre yoktur, Yunanistan'da hoşgörü kültürü yoktur; bundan kaynaklanıyor. Düşünebiliyor musunuz, oradaki bir din adamını, bir müftüyü sırf halkın seçtiği müftü olarak görevini yapmaya çalıştığı için yargılıyorsunuz, hapse atıyorsunuz! Bu müftü gidiyor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, dört kere Yunanistan'ı mahkûm ettiriyor, politikanızı değiştirmiyorsunuz.

58

 

 

 

Biz gittik Batı Trakya'ya değerli arkadaşlarım, AKP'li milletvekilleriyle birlikte. Gittik, baktık, bazı köylerde Osmanlılardan kalma camiler yıkılmış ve tamirine izin verilmiyor. Belediye Başkanına gittik, sosyal demokrat belediye başkanı. Dedik ki "Niye izin vermiyorsunuz?" "Bizim yetkimiz yok, Atina'ya gidin" dediler. Atina'ya gittik, bizzat Yunan Dışişleri Bakanıyla konuştuk AKP'li milletvekilleriyle birlikte. Anlattık, camilerin durumu böyle dedik, vakıfların durumu şöyle, bunların iyileştirilmesini istiyoruz… Bize, resmen "yapamayız" dedi, "yapamayız" dedi. Sayın Dışişleri Bakanımıza, Sayın Başbakanımıza bakarsanız, onlar oldukça iyimser ifadelerde bulunuyorlar: "Türk-Yunan dostluğu gelişiyor, bundan yararlanarak Batı Trakya Türklerinin durumunu iyileştireceğiz." Sizin gözünüzün içine baka baka, Yunanistan Dışişleri Bakanı bunu yapmayacaklarını söylüyor, daha ne cevap istiyorsunuz?

Müftünüzü çalıştırmazlar, caminizi tamir ettirmezler, çocuklarınızın eğitimine izin vermezler. 15 tane Türk öğretmen, Türkiye'de eğitilmiş 15 öğretmen 220 okulda eğitim verecek; bu mümkün müdür? Lozan'daki kontenjanın bile ancak yarısını veriyor size. Siz ne yapıyorsunuz? Hiçbir şey yapamıyorsunuz, hiçbir şey yapamıyorsunuz. Peki, orada öğretmen mi yok? Var. Türkiye'de eğitilmiş 75 tane öğretmen, bugün, Batı Trakya'da işsiz olarak oturuyor; çalıştırmıyorlar, izin vermiyorlar. Değerli arkadaşlarım anlattı, daha ne söyleyeyim! Yani, o kadar çok örnek var ki, değerli arkadaşlarım, bunları size anlatmak bu süreye sığmayacak, ama, şunu size söyleyeyim: Biz hep Lozan'dan bahsediyoruz. Lozan'ın bir 16 sayılı Eki var. Lozan'ın 16 sayılı Eki'nde, 10 Ağustos 1920 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşmadan bahsediyor. O anlaşma, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya'yla Yunanistan tarafından imzalanmıştır ve bu anlaşma, oradaki Müslümanlardan sadece Müslüman olarak değil, Türk ve Bulgarlar olarak bahsediyor. Yunanistan diyor ki: "Uluslararası anlaşmalarda Türk'ten bahis yok, ben onları Müslüman olarak…" Hayır arkadaş! O anlaşmada "Türk" olarak bahsediyor bunlardan, biliyor musunuz? Bunu da uygulamıyor, bunu da uygulamıyor. Sayın Bakana rica ediyorum, bu konuyla yakından ilgilenirse, mutlaka bu anlaşmanın izini de bulacaktır ve o anlaşmayla Yunanistan'ın neleri üstlendiğini de görecektir.

Şimdi, uluslararası anlaşmaları dinlemiyor, hiçbir eleştiriye de olumlu cevap vermiyor ve biz, hâlâ, iyimser bir şekilde diyoruz ki: "Biz bu işleri, işte, Yunanistan'la ilişkileri geliştirerek hallederiz." Edemeyiz. Ne yapacağız? O zaman hakkınızı arayacaksınız. Türkiye'den en küçük bir şikâyeti olsa Yunanistan, ne yapıyor? Dünyayı ayağa kaldırıyor, ne Avrupa Konseyini bırakıyor ne Avrupa Birliğini bırakıyor ne Birleşmiş Milletleri ne Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatını, her yerde Türkiye'yi en ağır şekilde suçluyor. Siz ne yapıyorsunuz? Bir toplantıda gidip de şunları açıkça eleştirdiğinizi duymadık. Bir kere söyleyin şunu. Gidin, Sayın Dışişleri Bakanı, sizden rica ediyoruz, bir kere gidin, burada söylediklerinizi -fazlasını istemiyoruz- şurada söylediklerinizi gidin Avrupa Konseyinin kürsüsünden söyleyin bakalım, bir kere gidin söyleyin. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakan gitti Avrupa Konseyine, büyük bir fırsattı. Bunların konuşulacağı yer Avrupa Konseyi. Biz de oradaydık; merakla bekledik, bakalım, Batı Trakya Türkleri için ne diyecek, bir kelime söylemedi.

Medeniyetleri buluşturacakmışız! İnşallah buluştururuz, ama daha acil sorunumuz var. Orada 150 bin insan sizden medet umuyor, sizden destek bekliyor; bunu yapamıyoruz, maalesef. Yani, dinî konularda, insani konularda hiç kimseye söz bırakmıyoruz, camimiz yıkılmış, camimizi tamir ettiremiyoruz. Dört buçuk senedir iktidardasınız, niçin İskeçe'nin Yenice bucağındaki camiyi tamir ettiremediniz? Niçin yaptıramadınız? Niçin bunu bir mesele hâline getiremediniz? Niçin yabancı basını çağırıp bir basın toplantısı yapamadınız? Niçin gidip Türk gazetecilerini o caminin yanında oturtup gösteremediniz oradaki gerçekleri, niçin?

Bütün politikamız, hep yumuşak davranmak, hep alttan almak, hep uzlaşır görünmek. Bu yolla, değerli arkadaşlarım, dünyada başarı kazanmış tek bir ülke yoktur. Siz, İstanbul'daki Rumlara her türlü imkânı tanıyacaksınız, yetinmeyecekler, her gün başınıza kakacaklar: Onu da istiyoruz, bunu da istiyoruz. Sonunda ne olacak? Sayın Bakan söyledi: "Biz, onların kendi patriklerini seçmesine izin veriyoruz." Buna karşılık patrik ne yapıyor? Size söyleyeyim, ne yapıyor: 22 Ocak tarihinde davet edilmiştir Avrupa Konseyine, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde ekümenik patrik sıfatıyla konuşacak, haberiniz var mı bundan? Bunu duydunuz mu hiç? Peki, bizim Hükûmetimiz ne yaptı bunu engellemek için? Bunu Hükûmet duymamış olabilir mi? Ne yaptınız? Lozan'dan beri izlediğimiz bütün politikaları yerle bir edecek bir yaklaşımla, ekümenik sıfatıyla çıkacak Avrupa Konseyinin kürsüsünde konuşacak ve biz de bunu içimize sindireceğiz, öyle mi? Niçin tepki gösteremiyorsunuz? Nedir? Sizi tepki göstermekten alıkoyan nedir? Nedir?

Kıbrıs'taki duruma bakın, aynı şey. Efendim, Sayın Başbakan, Grup toplantısında söylüyor, biz de çok memnun olduk, "Hiçbir şekilde karşılıksız adım atmayacağız." diyor. Çok güzel. Ne oldu şimdi? Lokmacı barikatında, ne aldık karşılığında da yıkıyoruz köprüyü? Hiçbir şey alamadık. Karşı taraf barikatını yıktı mı? Yıkmadı. Siz niye yapıyorsunuz bunu? Efendim, dünya bize sempatik dermiş, dünya bizi çok beğenirmiş, çok severmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Bitireceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Öymen, üç dakikalık ek süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

59

 

 

 

 

 

Yani, sadece dünyadan beğeni kazanmak için tek taraflı taviz veriyorsunuz, sonra da çıkıyorsunuz diyorsunuz ki: "Biz karşılıksız hiçbir şey yapmıyoruz." Hangisi doğru?

Daha vahimi var, daha vahimi var: Kıbrıs'taki Başpiskopos Hıristomos'u oradaki din işleri başkanı Türk kesimine davet ediyor. Kimdir bu davet ettiği adam? Davet ettiği adam, basına, resmen "Biz, Kıbrıslı Türklerle birlikte ortak düşmanımıza karşı savaşacağız." diyor. Ortak düşman Türkiye. Düşünebiliyor musunuz, "Türkiye düşman" diyen, açıkça "düşman" diyen bir adamı siz davet ediyorsunuz Kıbrıs Türk kesimine! Türkiye'nin tepkisi ne oldu buna, duydunuz mu? Hükûmetin tepkisi ne oldu buna, duyanınız var mı? Yok. Bereket, adam dedi ki: "Ben sınırı geçerken pasaport göstermem, yok, kuzeydeki bütün kiliseleri kendi denetimimiz altına alacağız" filan da, son dakikada iptal edildi. Yoksa, bizimki gidecek karşıya, karşıdaki de Türk kesimine gelecek. Şu işe bakın! Lokmacı barikatı işinde Hükûmetin tutumu nedir? "Kıbrıslı Türklerin bileceği iştir..." Böyle şey olur mu? Böyle bir şey olabilir mi? "Kıbrıslı Türklerin bileceği iştir." diyebilir misiniz? Yani, böyle bir şeyi nasıl diyebilirsiniz? Sizin hiç mi politikanız yok? Askerle görüştüreceğiz KKTC Cumhurbaşkanını, anlaşsınlar, uzlaşsınlar... Peki, siyaseten siz ne diyeceksiniz? Niçin Meclise getirmiyorsunuz? Niçin bunun siyasi boyutunu görüşmüyoruz?

Değerli arkadaşlarım, daha bir ay geçmedi, Kıbrıslı Rumların baskıları ve entrikalarıyla, Avrupa Birliği, Türkiye'ye, tarihte hiçbir ülkeye yapmadığı kadar ağır bir muamele yaptı, ağır bir ceza verdi. Biz de bekliyoruz, bakalım, şimdi Türk Hükûmetinin buna tepkisi ne olacak diye. Bir de baktık ki, meğerse, tepkimiz, Rumlara daha yakınlaşmak olacakmış! Rumları içimize nasıl sokarız, bir sokak daha açsak, efendim, işte, bizim çarşımızdan alışveriş yapsalar, acaba, dünya bize daha sıcak bakar mı, bizi daha sempatik görür mü…

Değerli arkadaşlar, gerçekten, bunu çok büyük bir acıyla söylüyorum, çok büyük bir ıstırap çekerek söylüyorum: Bunun bir tek izahı vardır, bir tek kelimesi vardır, o da, aşağılık kompleksidir. Size kötülük yapan, baskı yapan, eziyet yapan, bütün dünyayı aleyhinize ayaklandıran bir ülkeye karşı yakınlaşacaksınız! Türkiye'ye mesafe koyacaksınız, Türkiye'yle ihtilaflarınızı basına da anlatacaksınız, açıklayacaksınız; ama, Rumlara yakınlaşmak isteyeceksiniz! Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir politika olabilir mi? Gerekçesi nedir?

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Böyle bir kelime de olmaz ama…

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Ben bunu yapanlara söylüyorum, size söylemiyorum; sizin bu konudaki duyarlılığınızı biliyorum değerli arkadaşlarım. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun Kıbrıs konusunda ne kadar duyarlı olduğunu biliyorum; ama, eğer, siz, böyle bir ortamda, Kıbrıslı Rumlar bu kadar kötülük yapmışken Türkiye'ye, siz onlara yakınlaşmak için politika üretirseniz, bunun kelimesini siz bana söyleyebilir misiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Öymen, son cümlelerinizi alayım. Son defa açıyorum mikrofonu.

Buyurun.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Dünyada pozisyonumuz iyi olacakmış, herkes bizi beğenecekmiş… Böyle dış politika olur mu?

Sayın Başbakan ne diyor: "Karşılıksız adım atmayız." Nedir karşılığı Lokmacı barikatında attığınız adımın? Ne aldınız karşılığında? Adam size diyor ki: "Bayrağınızı da indireceksiniz, askerinizi de çekeceksiniz." Siz verdikçe daha fazlasını istiyor.

Değerli arkadaşlarım, şunun için bütün bunları söylüyorum: Batı Trakya millî davadır, Kıbrıs da millî davadır. Biz, bu konuda, Hükûmetin, Türkiye'nin çıkarlarını, haysiyetini, soydaşlarımızın haklarını savunmak için atacağı her kararlı adımın arkasında olacağız. Bu millî davadır, sizinle beraber olacağız; yeter ki bu adımı atın, yeter ki "aşağıdan alarak, uzlaşıcı tavır izleyerek bu işleri çözeriz" anlayışından kurtulun.

Sayın Başbakan ne diyor? Basında çıktı: "Batı Trakya Türklerine tavsiye ediyorum, Yunan vatandaşı olduğunuzu söylemekten çekinmeyin."

Değerli arkadaşlarım, bu mudur bizim mesajımız? Bunu mu söyleyeceğiz biz? Bir Yunan Başbakanı söylüyor mu İstanbul'daki Rumlara Türk vatandaşı olduğunuzu söylemekten çekinmeyin diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Öymen, teşekkür ederim.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Önerge sahipleri adına son konuşmacı İstanbul Milletvekili İnci Özdemir.

Sayın Özdemir, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Özdemir, sürenizi peşin ilave edeyim, konuşmanızı ortasında kesmeyeyim.

Buyurun efendim.

60

 

 

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlığın sorunlarını içeren görüşmelere başladık. Önerge sahibi olarak söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Konya Milletvekilimiz Sayın Nezir Büyükcengiz'e ve eski bakanımız Sayın Mustafa Taşar'a Allah'tan rahmet, geride kalanlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmalarıma, sözlerime sizlerle Yunanistan ziyaretimiz sırasında yaşadığımız trajikomik bir olayı paylaşarak başlamak istiyorum.

Atina'da Sayın Bakoyanni'yle başlayan ziyaretlerimizin ardından heyet olarak Atina'dan ayrıldık. Uçağımız havalandı. Kısa bir süre sonra uçakta bir anons duyduk: "Havadan fotoğraf çekilmesi yasaktır." diyordu. Bizler, Sayın Yakış yanımda oturuyordu, şaşırdık ne demek istiyorlar. Fakat uçakta bir gülüşme oldu. Bir süre sonra olay unutuldu. Dedeağaç üzerine geldik. Uçağımız inişte. Bir anons daha: "Havadan havaalanının fotoğrafının çekilmesi yasaktır."

Şimdi, bunu anlamak gerçekten benim açımdan çok zor, sanıyorum arkadaşlarımız açısından da çok zor oldu. İletişim çağı diye bir çağ yaşıyoruz. Google'dan girdiğiniz zaman, havaalanında yürüyen yolcunun ayakkabısının rengini kahverengi mi siyah mı diye görürsünüz. Şimdi, bunun bize yapıldığı çok açık ve netti, çünkü, uçağa bizim bindiğimiz biliniyordu. VIP olarak uçağa alınmıştık. Uçakta kimler olduğunu, bir önceki dönemin Dışişleri Bakanının ve iki komisyon başkanı ile heyetin bulunduğunu biliyorlardı. Yolcuların da bize söylediği şu oldu: "Bunlar size bir baskı unsuru oluşturmak istiyor, değilse, yıllardan beri bu anons uçaklarda yapılmıyor."

Şimdi, ben buradan hareketle önce bunu anlattım ki… Benim orada soydaşlarım… Türkiye Cumhuriyeti'nin bir milletvekili olarak söylüyorum, bana bu baskı uçakta yapılmaya başlanıyorsa, yıllardan beri, benim soydaşlarım, acaba, Batı Trakya'da ne yaşıyordu, bunun anlaşılması açısından bunu öncelikle ifade etmek istedim.

Batı Trakya'da Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan 30 Ocak 1923 tarihli Mübadele Anlaşması uyarınca, İstanbul'daki Rumlar ile birlikte mübadele dışı bırakılan ve bugün sayıları 150 bin civarında olan bir Türk azınlık bulunmaktadır. Bu Türk azınlığın sorunlarının geniş bir şekilde ele alınması ve değerlendirilmesi amacıyla bugün burada gerçekleştirmekte olduğumuz görüşmeyi, her yönüyle tarihî bir oturum ve Batı Trakyalı soydaşlarımıza her zaman verdiğimiz büyük önemin bir başka göstergesi olarak gördüğümü belirtmek istiyorum.

Batı Trakya'nın Lozan Antlaşması'yla resmen Yunanistan'a bırakıldığı günden beri, Batı Trakya Türk azınlığını Türkiye'nin Yunan topraklarındaki uzantısı olarak gören Yunan yönetimleri, azınlığı, potansiyel bir tehdit olarak değerlendirmişler, bu çerçevede şekillendirdikleri azınlık politikalarıyla da, Batı Trakya'daki Türk nüfusu göçe zorlamak, bu mümkün olmadığı takdirde de Türk toplumunu asimile etmek hedeflerini gütmüşlerdir.

Batı Trakya Türk azınlığı 1920'li yıllarda Batı Trakya nüfusunun yüzde 65'ini oluştururken, azınlığın, anlaşmalardan kaynaklanan azınlık haklarını, Yunanistan Anayasası ve Yunan iç mevzuatından doğan vatandaşlık haklarını ve taraf olduğu uluslararası antlaşmaları ihlal ederek uygulaya geldiği, göçe zorlama, baskı, sindirme ve eritme politikaları sonucunda, günümüzde bu oran yüzde 30-35'lere gerilemiştir. Durum başlangıçtaki gibi olsaydı, bugün, Batı Trakya'da nüfus 700-800 bin civarında olacaktı.

Avrupa Birliği Uyum Komisyonu olarak 2006 yılı 13-17 Haziran tarihleri arasında Atina ve Batı Trakya'ya beş günlük bir ziyaret gerçekleştirdik. Atina'da Dışişleri Bakanı Sayın Bakoyanni dahil Yunan makamlarıyla başlayan görüşmelerimiz, Batı Trakya'da yine Yunan makamları ile öğretmeni, din adamı, kadını, erkeği, köylüsü, kentlisi her kesimden çok sayıda soydaşımızla devam etti. En ücra dağ köylerine kadar çıktık, soydaşlarımızla görüştük. Gösterdikleri misafirperverlik için tüm soydaşlarımıza buradan teşekkür ediyorum.

Azınlığın bugünkü en temel mücadele alanlarının başında kimlik sorununun geldiği malumdur. Komşumuz Yunanistan bölgedeki azınlığın Türk kimliğini inkârı temel bir politika olarak benimsemiştir. Batı Trakya'da bütün sorunların temelinde esasen bu inkârcı politikalar bulunmaktadır. Azınlığın kendi kendini tanımlama hakkından mahrum bırakılma olgusu, önemli bir azınlık sorunu olarak varlığını korumaktadır.

Batı Trakya'da hâlen isminde "Türk" kelimesi bulunan derneklerin resmî faaliyetlerine izin verilmemekte ve azınlığın Türk azınlığı olduğu ısrarla reddedilmektedir. Ayrıca, azınlığın etnik kimliğini inkâr politikasının uzun vadede uygulanamayacağının anlaşılması üzerine başlatılan ve Batı Trakya'daki çoğunluk mensupları tarafından da destek gören Türk azınlığı Türk, Pomak ve Çingene olarak üçe bölme eğilimini destekleyici faaliyetler de hâlen devam etmektedir.

Bunların ne denli boş gayretler olduğunu, bizzat bölgede görmekten duyduğum memnuniyetimi burada ifade etmek istiyorum. Kendileriyle gurur duyduğum soydaşlarım Türk olmanın ne anlama geldiğini sadece Yunanistan'a değil tüm dünyaya da anlatıyor ve esasen de bir efsane yazıyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yunan yönetimi Lozan Antlaşması'nda "Türk azınlık" ifadesinin bulunmadığını ileri sürerek Batı Trakya Türk azınlığını Müslüman azınlık olarak tanımlamaktadır. Antlaşma'nın doğrudan ilgili maddelerinde "Müslüman" tabiri kullanılmışsa da, yine Antlaşma'da yer alan diğer hükümlerde

61

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

geçen "Türk" sıfatından ve ayrıca Konferans tutanaklarında yer alan beyanlardan, mübadele dışı bırakılan Batı Trakya azınlığı mensuplarının Türk oldukları açıkça anlaşılmaktadır. Kaldı ki, Türklük tanımlaması etnik, Müslümanlık tanımlaması ise dinî bir gruplandırmadır ve birbirlerine aykırı olmaları da mümkün değildir. Bir başka ifadeyle, azınlık kendisini hem Müslüman hem de Türk olarak, pek tabii ki, tanımlayabilir.

 

1960'lı yıllara kadar azınlığı Türk kabul eden, azınlık okullarına "Türk okulları" diyen Mareşal Papagos kanunları Yunanistan'a değil başka bir ülkeye mi aittir? Savaşı müteakiben nüfus değişimi için Türk-Yunan karma komisyonlarınca verilen ve "etabli" olarak adlandırılan belgelerde azınlık fertleri "Türk" olarak nitelendirilmişken, bugünkü tablo ve mevcut uygulamalar nasıl açıklanabilecektir?

 

Değerli milletvekilleri, 1974 sonrasında Türk dernek ve birliklerinin tabelalarının sökülmeleriyle yoğunluk kazanan Türk kimliğini inkâr bugün hâlâ sürmektedir. Okulların tabelalarından Türk kelimesinin nasıl kazındığını yerinde gördük, geldik. Azınlığın en güçlü ve şanlı örgütlenmelerinden biri olan ve isimlerindeki Türk sözcüğünden dolayı kapatılmış olan İskeçe Türk Birliği ile Rodop İli Türk Kadınları Kültür Derneği dosyaları, bugün iç hukuk yolları tamamlandığından dolayı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınmıştır.

 

Bununla birlikte, söz konusu davaların sonucu ne olursa olsun, Batı Trakya'nın dışında, dağında, ovasında, köyünde, kentinde, tabelaları Yunan yetkililerce indirilmiş olsa da, İskeçe Türk Birliği, Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği, Gümülcine Türk Gençler Birliği gibi, canlı, dinamik ve şerefli derneklerinde Türk kimliğine sahip çıkan ve bunun mücadelesini bütün imkânlarıyla yapan azınlığın Türklüğünü hiçbir kararın değiştiremeyeceği ve kimliğini elinden alamayacağı da şüphesizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dinî yaşam, azınlığımızın maruz kaldığı baskıların içinde en dikkat çekicilerinden birisidir. Yunan yönetimleri azınlığın arzusu hilafına müftüler atamaktadır. Azınlığımız ise, seçtiği müftülerin bu makama gelmesini istemekte, devletin atadığı kukla müftüleri tanımamaktadır. Yunan yönetimi seçilmiş müftülere her türlü baskıyı uygulamakta zerrece sakınca görmemektedir. Yunan devleti bir kiliseye papaz atayamadığı hâlde, azınlığa müftü atama hakkını kendinde görebilmektedir. Hristiyan bir valinin Müslüman bir azınlığa müftü ataması, soruyorum, dünyanın hangi ülkesinde mevcuttur? Geçtiğimiz yıllarda inşasına izin verilmediği için Koyunköylü soydaşlarımızın uzun müddet bir depoda ibadetlerini yapmak zorunda kaldıklarını unutmuş değiliz. Türk çocuklara temel dinî bilgiler öğreten kurslar ise, ne yazık ki, ticari merkezlermiş gibi, ağır vergi cezalarına çarptırılmaktadır.

 

Ziyaret programımız sırasında, vefatından kısa süre önce görme imkânı bulmaktan mutlu olduğum ve rahmetle andığım İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga'nın yüz ayı aşkın hapse mahkûm edildiğini, bunun önemli bir bölümünü, insanlık dışı baskılar altında, bizzat hapiste geçirdiğini biliyoruz. Aynı şekilde, Gümülcine Müftüsü Sayın İbrahim Şerif ve diğer din adamlarımız da ağır baskılara maruz kalmışlardır. Hepsine buradan saygılarımı iletiyor, yeni seçilen İskeçe Müftüsü Sayın Ahmet Mete'yi gönülden kutluyor, hayırlı hizmetler vermesini diliyorum.

 

Aynı şekilde, ata yadigârı Türk vakıflarının yönetiminin, bizzat azınlık mensuplarının deyimiyle, kukla yöneticilerin elinde ve işgal altında tutulduğunu görmekteyiz. Bu vakıfların ne durumda oldukları, hangilerinin ne şekilde dağıtıldığı, israf edildiği ise bilinmemektedir.

 

1913 Atina Antlaşması'yla ilgili bölüm ve protokolleriyle başlayan süreç içinde, 1920 tarih 2345 sayılı Kanunname ile azınlığın dinî ve vakıflar alanındaki temel haklarının Yunan iç hukukuna yansıtıldığını biliyoruz. Ancak, 1980 tarih 1091 sayılı Kanun, özetle, azınlık vakıflarını yok etmeyi hedeflemektedir. 1990 tarih 1920 sayılı Yasa ise azınlığın dinî özerkliğine indirilen büyük bir darbedir.

 

Azınlık bütün bu düzenlemelere kesin tepki vermiş, karşı çıkmıştır. Türk azınlığın bu konudaki isteği açıktır. Müftülükler, vakıflar gibi azınlık için büyük önem arz eden alanlarda taleplerinin dikkate alınmasını, gerekli hukuki düzenlemelerin, çağın gerektirdiği ihtiyaçlar da dikkate alınarak yapılmasını istemektedir. Ne yazık ki, bu taleplere yapıcı bir cevap gelmemiştir. Bu nedenle, sorunlar, gerginlikler ve azınlığın hak ihlalleri bütün ciddiyetiyle hâlâ sürmektedir.

 

Bir başka büyük sorun kültür ve tarih mirasımız alanındadır. Osmanlı-Türk eserleri, yangınlar, kundaklamalar, yıkılmalar veya restorasyon yapılmaması gibi nedenlerle tarihten silinmek istenmektedir. Yangınların, kundaklamaların sorumluları, nedense, hiç yakalanamamaktadır. Yolu İskeçe ve Yenice'ye düşenlere bölgedeki camilerin içler acısı durumlarını görmelerini tavsiye ediyorum.

 

Çok önemli sorunlardan birisi de eğitim alanında yaşanmaktadır. Son yıllarda sağlanan birtakım iyileşmelere karşın, Batı Trakya Türk azınlığı mensubu öğrencilerinin Türkçe'yi ve Yunanca'yı iyi bilmediklerini ve eğitimlerinin yetersiz olması nedeniyle, Avrupa Birliği ve Yunanistan'ın ikinci sınıf vatandaşları olarak yetişmeye devam ettikleri yadsınamaz bir gerçektir.

Yunanistan'da mecburi temel eğitim süresinin dokuz yıl olmasına karşın, her yıl altı yıllık azınlık ilkokullarından mezun olan yaklaşık bin azınlık çocuğunun eğitimini sürdürebileceği sadece iki azınlık ortaokulunun bulunması -ki, bunlar Gümülcine ve İskeçe'dedir- ve bu okulların dershane ve öğretmen kapasitesinin yetersizliği

 

62

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

nedeniyle, bu okullara kayıtlarını yaptıramayan öğrenciler Yunan devlet ortaokullarında okumaya veya tahsil için Türkiye'ye gitmeye zorlanmaktadırlar. Ayrıca, okulların durumunu görmenizi isterim, içler acısı.

 

Azınlık liselerinden mezun olan soydaş öğrenciler için üniversiteye girişte tanınan binde 5 özel kontenjan ise, gerek azınlık ilkokullarında gerek azınlık ortaokul ve liselerinde son derece düşük nitelikli Yunanlı öğretmenlerin görev yapmaya devam etmeleri nedeniyle Türk azınlık mensuplarının Yunanistan'da yükseköğrenim yapabilme konusunda karşılaştıkları sorunları çözememiştir.

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özdemir, ek bir dakika süre daha veriyorum size, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

 

İNCİ ÖZDEMİR (Devamla) - Diğer konulara giremeyeceğim, vaktimin olmamasından, ama, Sayın Bakanım yeterince anlattı diye düşünüyorum, onun için, o kısımları geçeceğim.

 

Yalnız 19'uncu madde mağdurlarını konuşmak istiyorum. Yunan Vatandaşlık Yasası'nın ırkçı 19'uncu maddesi yürürlükten kaldırılmadan önce, söz konusu madde uyarınca, Yunan vatandaşlığından ıskat edilen, yani çıkarılan vatandaşlar, soydaşlar mağduriyetlerini hâlâ yaşamaya devam ediyorlar. 1998 yılında geriye yürümeksizin yasa iptal oluyor, ancak, tabii bu yasada garip olan bir şey var. "Yurt dışında" diyorlar, ancak bizim gittiğimizde öğrendiğimiz şey şu: Yunanistan'da Yunan vatandaşı olarak askerliğini yapan bir Türk genci vatandaşlıktan çıkarılıyor ve soruyor, diyor ki: Eğer ben vatandaş değil idiysem nasıl askerlik yaptım? Eğer askerlik yapıyorduysam nasıl vatandaşlıktan….

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İNCİ ÖZDEMİR (Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum, son cümlem.

 

BAŞKAN - Sayın Özdemir, son cümleniz, teşekkür cümlenizi alayım lütfen efendim.

 

Son sayfayı buldunuz mu efendim? Buyurun. Lütfen, son cümlenizi, teşekkür cümlenizi alıyorum.

 

İNCİ ÖZDEMİR (Devamla) - Tamam.

Sayın Başkanım, ben aslında çok daha…

 

BAŞKAN - Efendim, herkese aynı muameleyi yapıyorum. Bakınız, bana daha önce on beş dakika demiştiniz, şu anda on beşinci dakikayı kullanıyorsunuz, lütfen.

Buyurun.

 

İNCİ ÖZDEMİR (Devamla) - Artık, bundan sonrasında söyleyeceğim fazla bir şey kalmadı zannediyorum ama, şunun bilinmesini istiyorum: Batı Trakya'daki soydaşlarımız sahipsiz değildir, onların Türkiye gibi bir sahibi vardır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Gümülcine'de, İskeçe'de parmağı kanayan bir soydaşımın acısını ben buradan hissederim, biz buradan hissederiz diyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

 

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

 

MUHARREM İNCE (Yalova) - İnci Hanım, sizin hissedeceğinizden hiç kuşkumuz yok, Hükûmet hissetsin.

 

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Hepimiz hissederiz.

 

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, genel görüşme önergeleri üzerindeki ön görüşme tamamlanmıştır.

Şimdi, genel görüşme açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Genel görüşme açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teşekkür ederim.

 

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ne oldu ya?

 

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, Genel Kurulca görüşmeleri yeterli görülmüş ve genel görüşme açılması kabul edilmemiştir.

 

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ne oldu arkadaşlar?

 

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Ne oldu?

 

BAŞKAN - Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için…

 

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ne oldu arkadaşlar?

 

BAŞKAN - …10 Ocak 2007 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum, teşekkür ediyorum.

 

Kapanma Saati: 19.47

 

63