• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://tr-tr.facebook.com/pages/Yunt%C3%BCrk-Yunanistan-T%C3%BCrkleri-K%C3%BClt%C3%BCr-ve-Dayan%C4%B1%C5%9Fma-Derne%C4%9Fi/437619229599053
  • https://twitter.com/yun_turk
YUNTÜRK LOGO
Batı Trakya ile ilgili YÖK Tez ve Makaleler
TBMM Batı Trakya Oturumu
Yunanistan Vize Ofisi
Ziyaret İstatistiği
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam33
Toplam Ziyaret5204247
Üyelik Girişi
                        
YUNANİSTAN TÜRKLERİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ 
Syriza’nın birinci yıl karnesi ve Batı Trakya










Syriza’nın birinci yıl karnesi ve Batı Trakya

Syriza’nın bir yıllık performansını ekonomi ve göç konularına bakarak değerlendirmek güç olsa da Batı Trakya’da yaşayan Türklerin durumuna bakarak bir fikir edinilebilir

Avrupa Birliği’nin ilk solun solundaki hükümeti sessiz sedasız birinci yılını doldurdu. Eylül seçimlerinden sonra kurulan II. Çipras hükümeti, Troyka’nın gözetimi altında, daha pragmatik bir yaklaşımla “reform” sürecini tamamlamaya çalışıyor. Avro krizinde gösterdiği uzlaşmacı tavrı mülteciler meselesinde göstermemesi Çarşamba günü Komisyona sunulan raporda eleştiriliyor. Avro bölgesinden çıkarılması söz konusu olmasa da Schengen Bölgesi’nden her an çıkarılma riski her geçen gün artıyor. Syriza’nın iktidarı Avrupa’da kemer sıkma politikalarından rahatsızlık duyanlar veya başka bir dünyanın mümkün olduğuna inananlar için umut ışığı olmayı sürdürüyor. Ne var ki, Podemos, Portekiz’deki sol blok gibi Batı Trakya’da yaşayan Türkler için hayal kırıklığından bahsetmek gerekiyor. Siyaseti kavga ekseninde algılayan siyasî hareketler için Syriza tarihî bir fırsatı kaçırdı. Yeni bir sayfa açacağı vaadiyle iktidar olan Syriza Batı Trakya’da yaşayan Türkler için birinci yılında sınıfta kaldı.

Syriza’nın birinci yılında değişmeyen en önemli şey ülke genelinde organize edilen eylemler. Çiftçiler, hukukçular, eczacılar, işçiler… Herkes sokaklarda. Sendikalar gelecek ayın ilk haftası için genel grev çağrısında bulunuyorlar. İş yerleri bir bir kapanmaya devam ediyor. Örneğin 260 bin nüfuslu Petras’ta geçen yıl 1200 işyeri kapandı. İşsizlik ülkenin birinci sorun olmaya, beyin göçü bütün hızıyla devam ediyor. Özellikle gençlerde yüzde 50’lerde seyrediyor. Krizin vurmadığı sektörlerin başında dil kursları geliyor. Her ailede en az bir kişi ülke dışında. Büyük fotoğrafa bakıldığında İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşadığı büyük göç dalgasını andırıyor. Bu durum kısa vadede çözüm olarak görülse de orta ve uzun vadede yeni sorunların habercisi olacaktır.

Gençler kadar “şanslı” olmayıp Yunanistan’da kalmak durumunda olanlar için kemer sıkma politikaları bütün gerçekliğiyle acı yüzünü göstermeyi sürdürüyor. Şimdi Yunanistan iki yıldan beri bekletilen yeni sosyal sigortalar yasasını tartışıyor. Çipras hükümeti Ocak ayının başında 150 sayfalık proje taslağını Brüksel’e gönderdi. Proje Troyka’nın onayını alırsa ve parlamentoda kabul edilirse altı emeklilik sandığı ve 930 farklı emeklilik türü tek çatı altında toplanacak. Emeklilik maaşı artık çalışanın son beş yılına bakarak belirlenmeyecek çalışma hayatının tamamı üzerinden hesaplanacak. Bu doğrultuda çalışanlardan yapılan kesintiler de artırılacak. Hükümet çözüm bulunamadığı takdirde gelecek beş yıl içinde sistemin çökeceğini ifade ediyor. Yeni düzenlemenin halihazırdaki durumu etkilemeyeceği söylense de Troyka’nın vereceği cevaba göre hareket etmek durumunda kalacaklardır. Ancak her şeye rağmen Çipras bir uzlaşma noktası yakalayabileceğine inanıyor. Konunun 2014’te Antonis Samaras hükümetinin sonunu getirdiği hatırlandığında oylama sırasında olası firelere karşı diğer AB taraftarı partilerin desteğine ihtiyaç duyacağı çok açık. Bir iktidar için kabulü zor bir durum olsa da bir üçüncü yol görünmüyor. Üç yılda dört defa sandık başına gidilmiş olması siyasî partileri yıprattı. Herhangi bir siyasî partinin seçime gitmek gibi bir niyeti de yok. Muhalefet iktidarın yıpranacağına inanıyor ve bu noktada gölgede beklemeyi tercih ediyor. Yayımlanan bazı anketler bütün tartışmalara rağmen Syriza’yı birinci parti gösterirken kimi zaman Yeni Demokrasi’yi önde gösteriyor. Yunanistan’da yayımlanan anketlerin belirsizliği artırması (kimin yaptığı veya yaptırdığı çok önemli) partileri doğru zamanı kollamaya itiyor.

Sosyal sigortlar reformu gibi mülteci meselesi de gelecek haftalarda Atina’nın gündemini meşgul edecek konuların başında geliyor. Özellikle geçen yılın Kasım ayında görevlendirilen komisyonunun Avrupa Birliği Komisyonu’na Çarşamba günü sunduğu özel Yunanistan raporu Schengen’deki durumunu tartışmaya açabilir. Rapor Çipras hükümetini göç konusunda yapması gerekenleri yapmamakla suçluyor. İbraz edilen belgelerin kontrolden geçirilmediği, parmak izlerinin mültecilerin dosyalarına iliştirilmediği (bu sayede iltica başvurularının üçüncü ülkelere devredildiği), sınır kontrollerinin yetersizliği örnek gösteriliyor. Komisyonun sunulan raporun kabul etmesi Schengen sınırlarının tehdit altında olduğu fikrini kabul ettiği anlamına gelirki bu durumda Schengen’in askıya alınması ve iki yılı aşmamak şartıyla üye ülkelerin sınır denetimlerini yeniden oluşturması istenebilir (zaten kısmen var). Gerçekleştiği takdirde Yunanistan de facto Schengen bölgesi dışında kalacaktır. Yunanlılar için yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibi birşey olur. Avro Bölgesi’nde kalmak için bu kadar yoğun mesai harcarken Avrupa Birliği sınırlarının dışına çıkarılma ihtimali iktidarın ikinci büyük sınavını oluşturacak.

Syriza’nın bir yıllık performansını ve samimiyetini ekonomi ve göç konularına bakarak, sorunların birikmişliği ve dış faktörler göz önünde bulundurulduğunda, değerlendirmek güç olsa da Batı Trakya’da yaşayan Türklerin durumuna bakarak bir fikir edinilebilir. Batı Trakya’da yaşayan Türkler geçen yılın Ocak ve Eylül ayında gerçekleşen seçimlerinde kullandıkları oylarla Syriza’yı çözüm adresi olarak göstermişlerdi. Türk azınlığı Eylül seçimlerinde Potami’den de bir vekil çıkardıysa da Syriza’nın çıkardığı toplam beş vekilin üçü Türk azınlığına mensup. I. Çipras hükümeti (Syriza-Anel koalisyonu) döneminde ne yazıkki herhangi bir ilerleme kaydedilmedi. II. Çipras hükümetinin de koalisyonla yola devam etmesi işleri kolaylaştırmıyor.

Batı Trakya Türkleri 1920’den bu yana, belirli dönemlerde , Atina’ya 46 milletvekili gönderdi. Genel sorunların dışında azınlığı doğrudan ilgilendiren konularda her hangi bir iyileşmenin sağlanmadığı bilakis geriye bir gidişin olduğu söylenebilir. Özellikle eğitim ve öğrenimi ilgilendiren konularda, Türk kimliğinin tanınmasında, anaokullarında çift dilli öğrenim konusunda, Eylül seçimlerine giderken resmi gazetede yayımlanan kararname ile kaldırılan “yatay geçiş” (üniversiteye giden azınlık öğrencileri için) hakkının iadesinde, vakıflar idaresinde ve müftülük meselesi gibi başlıca sorunlar içinde müftülük meselesini bir kenarda tutarsak diğer sahalarda atabileceği adımlar yok değil. Sembolik düzeyde bile olsa atabileceği adımlar olmasına rağmen (ör. Azınlığa mensup bir Türk vekilini bakan yardımcısı olarak atamak) atmaması “iyi niyetini” sorgulamayı gerektiriyor.

İstanbul’da yaşanan 6-7 Eylül olayları kadar bilinmese de Batı Trakya’da 29 Ocak 1990’da yaşanan hadiseleri (Yunan fanatik grupları İskeçe ve Gümülcine’de gerçekleştirdikleri saldırılarda 500’den fazla işyeri ve dükkanı tahrip ettiler, ayrıca yürüyüşe katılan çok sayıda Batı Tarkyalıyı tartakladılar) tetikleyen mahkeme kararının (Batı Trakya’daki dermeklerden Türk ifadesinin kaldırılması, 1988) ve sonuçlarının açtığı yaraların 28 yıl sonra hala tazeliğini koruması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen herhangi bir adımın atılmaması ortak paydada buluşmalarını engelliyor. Bu tutum gibi Lozan Antlaşması’nın sulandırılması, ayrıca Kopengah Belgesi’ni, Ljubljana Kuralları’nı ve Bolzano önerilerini hiçe sayması birlikte yaşamı her geçen gün zorlaştırıyor.

Son kertede, Türk Müslüman varlığını tehdit eden tutuma ekonomik sorunlar da eklenince aileler Batı Trakya’dan diğer bölgelere göçe zorlanıyor. Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlığın hem Ocak hem Eylül 2015’te Syriza’ya ve Aleksis Çipras’a verdikleri destek değişime inanmak istediklerinin işareti. Uzun bir yılın ardından herhangi bir muştulu haberin gelmemesi beklentileri 2016’ya erteletti. Bu çerçevede, Avrupa Birliği’nin ilk solun solundaki hükümeti sessiz sedasız birinci yılını doldururken, ekonomi, göç ve azınlıklar meselesinde sınıfta kaldığını söylemek zorundayız.

Kaynak: Sinan Özdemir – Dünya Bülteni
  
922 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın