• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://tr-tr.facebook.com/pages/Yunt%C3%BCrk-Yunanistan-T%C3%BCrkleri-K%C3%BClt%C3%BCr-ve-Dayan%C4%B1%C5%9Fma-Derne%C4%9Fi/437619229599053
  • https://twitter.com/yun_turk
YUNTÜRK LOGO
Batı Trakya ile ilgili YÖK Tez ve Makaleler
TBMM Batı Trakya Oturumu
Yunanistan Vize Ofisi
Ziyaret İstatistiği
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret5219126
Üyelik Girişi
                        
YUNANİSTAN TÜRKLERİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ 
Ömer ÖZKAYA
100 Yıllık Nüfus Hareketleri
27/10/2015
100 Yıllık Nüfus Hareketleri

Ekim 26, 2015

Rusya, Suriye'de ne arıyor, milyonlarca insanın göçe zorlanmasının arkasında ne gibi hesaplar yatıyor? Bu ve benzeri soruların cevabı, 200 yıl geride yatıyor.

1840-50'li yıllarda, Rusya'nın baskısı sebebiyle, Kafkaslar'daki Türk ve Müslüman toplulukları, Rumeli ve Anadolu'ya göç ederken, Kuzey Anadolu'daki Gayr-i Müslimler'in bir kısmı da, Samsun limanı üzerinden Kafkasya'ya göç etmekteydi. Coğrafyasının esiri Rusya, tarihi boyunca daima, önce Karadeniz'in kuzeyini ele geçirme, sonra da Batı'da Boğazlar'a ve Balkanlara, Doğu'da Kafkaslara hâkim olarak Güney'e inme peşinde oldu. Tuna Nehri-Kırım-Gürcistan-Fırat Vadisi-Suriye yolunu ele geçirmeye çalıştı. Kafkasya; Rusya'nın, Türkiye, İran, Irak ve Suriye'ye inişini engelleyen doğal bir setti. Bu sebeple bölge, Rusya'nın asimilasyon ve Ruslaştırma çalışmalarının daima ana hedefi oldu. Hristiyanlaşma ve Ruslaşmaya direnenler, zorla göç ettirildi. Osmanlı da bu göçmenleri Anadolu ve Rumeli'ye yerleştirdi. 
 
1850'den 100 yıl sonra 
 
2. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, 1947-48 gibi Rusya, Bulgaristan'a yerleşti. Ruslar, Bulgaristan'ı kontrolleri altına aldıktan sonra, ülke bir gece içinde değişti. Rusların yaptıkları ilk şey, parayı değiştirmek oldu. Halk, yeni para alabilmek için, elindeki bütün parayı onlara teslim etmeye mecbur kaldı. Ruslar, böylece kimin ne kadar parası olduğunu öğrendi. Ruslar, uzun yıllar önce, Tuna'dan Ege Denizi'ne kadar uzanan, kendine bağımlı büyük bir Bulgaristan kurmayı planlamıştı. Kafkasya'dan sürdüğü ama Osmanlı'nın da bir akılla Rumeli'ye yerleştirdiği Müslüman-Türk nüfus, bu planın önünde bir engeldi. Moskova'nın emriyle, 1948'den itibaren Balkanlar ve özellikle Bulgaristan, Müslüman-Türkler için bir cehenneme dönüştürüldü. Yüzbinler, sınırımıza yığıldı. Notalar, restleşmelerden sonra kapılar açıldı ve gelen içeri alındı. 
 
Muhacir iskanında hiçbir prensip takip edilmedi. Ülkenin milli, ırki ve tarihi bünyesiyle ilgili bu kadar mühim bir meselede her şeyden evvel elimizde; dil, kültür, ırk ve din gibi ölçüler olması lazımdı. Bütün bunlar hiçe sayıldı. Balkanlar, bitmez tükenmez bir Türklük ambarı farzedilip tüm kapılar açıldı ve gelen herkes "Evlad-ı Fatihan" diye içeri alındı. Bu ismin tarihi bir tabir olduğunun farkında bile olunmadı. Osmanlı tarihinde Evlad-ı Fatihan demek, vaktiyle Rumeli fethedilirken Anadolu'dan götürülüp muhtelif yerlere iskan edilmiş Türk ailelerinin nesilleri demekti ki, bunlar da çok mahduttu. Hakikatte Rumeli'nin yalnız 17 kazasında Evlad-ı Fatihan vardı. Kontrolsüz bu girişlerin sıkıntıları, bir süre sonra başgösterdi. İlk gelen gruplar arasında, konar-göçer olmaları yoluyla Anadolu'da rahatça dolaşabilecek KGB görevlisi Çingenelerin de bulunduğu anlaşıldı. Tespit edilebilenler sınırdışı edildi. 
 
"İbate"yi bilmeyen diplomasi 
 
Rusya'nın hayali, Bulgaristan-Yunanistan hattı üzerinden Ege ve Adriyatik denizine inmekti. Moskova'nın Bulgaristan'daki tüm faaliyetlerini izleyen Anglo-Saksonlar, denizlere çıkış kapısı Yunanistan'da olan bitenleri izlemediler, Kremlin'e karşı harekete geçtiler. Yunan İç Savaşı'nda, Rusya karşıtı cepheye sahip çıkıp, jet dahil, her türlü desteği verdiler. İngilizler, Ortodoksluğu kullanarak, Bulgaristan-Yunanistan üzerinden Rusya'nın Akdeniz'e inmesini önlemek için, Yunanistan'da Helenizmi hatırlatıp canlı tuttu. Yunanistan-Türkiye-Mısır-İran-Pakistan; Amerikan dışişlerinde aynı masaya bağlandı. Bu hat ülkeleri, orduları üzerinden kontrol edildi. 
 
İskan siyasetinde dil ve kültür gibi en iptidai ve en zaruri milliyet ölçülerinin bile hiçe sayılması, en sonunda Türkiye'yi, her türlü antropoloji araştırmasına en müsait zemin haline getirdi. 
 
Neticede kapıların açılıp her gelenin içeri alınmasıyla ve "ibate"nin ne olduğunu bilmeyen diplomatlarla, Balkan dünyası üzerindeki tesir ve söz hakkımız yok oldu. Halbuki, 100 yıllık bu hesapları bilseydik bugün Bulgaristan cumhurbaşkanı, pekâlâ bir Türk olabilirdi!
 
Ömer Özkaya / Güneş Gazetesi
 


1325 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Oyunu anlayamamak - 08/03/2016
Oyunu anlayamamak
Dünyanın bir ahlak hareketine ihtiyacı var - 01/03/2016
Dünyanın bir ahlak hareketine ihtiyacı var
12 Mart Muhtırası - 07/02/2016
12 Mart Muhtırası
Parçalanmışlık - 02/02/2016
Parçalanmışlık
ABD’ye Devredilişimiz - 26/01/2016
ABD’ye Devredilişimiz
Yönlendirme - 21/01/2016
Yönlendirme
Tilki Uygarlığı - 17/01/2016
Tilki Uygarlığı
Öngörmek - 13/01/2016
Öngörmek
Olaylarla Esir Alınmak - 22/12/2015
Olaylarla Esir Alınmak
 Devamı